...Hayatın içinde insanlara kendini göstermeden sallanan adalet terazisi, görevini mükemmel şekilde yerine getirmeye devam ediyordu. Sebepleri göremediğimizde, adına tesadüf diyorduk. Oysa beynimiz tüm bağlantıları görebilecek kadar gelişmiş değildi. İyiliğin ve kötülüğün savaşında hayat, kendi dengesini çoktan kurmuştu. Kesişen kaderler bile bir sonuca hizmet etmek için vardı. İnsana iyi niyetini de kötü niyetini de karşısında bekleyen bir ayna gibi geri veren, en zekilerimizin bile anlamlandıramadığı üstün bir güç. Belki de tesadüf dediğimiz şey, Tanrı’nın yeryüzündeki gizli kalma şekliydi.
...‘’ Zamanın birinde, hiç ağlamamış bir adam varmış. Bir gün çok sevdiği karısı yatağa düşünce, ilk defa gözünden bir damla yaş gelmiş ve yanaklarından süzülen damla daha yere düşmeden parlak bir inciye dönüşmüş.. ‘’Hayatında ilk defa kendisine ait bir inciye sahip olan adam çok sevinmiş. Fakirlikten aç yattıkları gecelerin sona erdiğini düşünmüş. Karışı iyileştikten sonra tekrar ağlamaya çalışmış ama kendini ne kadar zorlasa da bir türlü başaramamış. Ağlarsa gözlerinden süzülen yaşlar inciye dönüşecek ve hayatının sonuna kadar zengin bir adam olarak yaşayacakmış.’’ ... ‘’Sonra bir gün, bir tercih yapmak zorunda kaldığını fark etmiş: Ya fakir hayatına devam edecek ya da çok sevdiği karısının ölümüne sebep olarak günlerce ağlayacak ve zengin bir adam olacakmış. Karısını öldürmeyi tercih etmiş.’’ ... ‘’Ama soğan da doğrayabilirmiş...’’