Stephen king en büyük rakibi olarak gördüğüm koontz un okuduğum 4 veya 5. Kitabı bu, ve akıcılığı gerilimi iyi vermesi gibi etkenler ile okunabilitesi yüksek bir kitap hiç sıkmıyor...7/10
Kara BüyüDean R. Koontz · İnkılap Kitabevi · 200533 okunma
Einstein’ın Sosyalizm hakkındaki düşüncelerini merak ettiğim için okudum. Kitap tek baskı olup 1962 yılına ait olması ve eski kelimelerin varlığı biraz yorucuydu. Neyse ki 48 sayfalık kısa bir kitap olduğu için tek solukta bitti.
Açıkçası kitabı çok beğendiğimi söyleyemem. Einstein bile olsa insanın yalnızca uzman olduğu konularda yazması gerektiğini düşündürdü :D
Kitaba 7.3/10 puan veriyorum.
Niçin Sosyalizm?Albert Einstein · Çağımız Yayınları · 196245 okunma
Herkesin bildiği gibi; Türk edebiyatının ilk edebi romanı kabul edilen romanı İntibah’tır. "İntibah" kelime anlamı olarak "Uyanış" demektir.
Hikaye, iyi eğitim almış, zengin ancak hayatı ve insanları tanımayan Ali Bey etrafında dönüyor.. kitabı spoilersiz anlatamayacağım
️Spoiler️
Ali Bey, Çamlıca’da gezerken Mahpeyker adında büyüleyici bir kadınla tanışır ve ona sırılsıklam aşık olur. Ancak Mahpeyker, hafifmeşrep, birçok erkekle ilişkisi olan ve Ali Bey’in saf duygularını suistimal eden bir kadındır. Ali Bey'in annesi Fatma Hanım, oğlunu bu kadından kurtarmak için eve Dilaşub adında dünya güzeli, temiz bir cariye satın alır. Ali Bey başta Dilaşub’a yüz vermese de zamanla Mahpeyker’in gerçek yüzünü öğrenir. Yıkılan Ali Bey, Mahpeyker’i terk edip evdeki Dilaşub’a yönelir ve onunla evlenmeye karar verir. Bunu gururuna yediremeyen Mahpeyker, korkunç bir intikam planı hazırlar. Çeşitli entrikalarla Dilaşub’a iftira atar; onun evden kaçtığını ve başka erkeklerle düşüp kalktığı yalanını yayar. Ali Bey bu iftiraya inanır, Dilaşub'u evden kovar ve kahrolup kendini içkiye, kumara verir. Bütün servetini kaybeder, annesi Fatma Hanım ise kahrından ölür. Evden kovulan Dilaşub, esirciler vasıtasıyla Mahpeyker’in eline düşer. Mahpeyker’in asıl amacı Ali Bey'i tamamen yok etmektir. Ali Bey’i Üsküdar’daki bağ evine çağırtıp orada kiralık katillerine öldürtmeyi planlar. Dilaşub bu korkunç planı duyar. O gece, Ali Bey eve geldiğinde Dilaşub onu uyarır. Ali Bey'in kaçmasını sağlamak için onun paltosunu giyip yatağına uzanır. Karanlıkta odaya giren katiller, yatakta Ali Bey'in yattığını sanarak Dilaşub’u bıçaklayarak öldürürler.
Durumu fark eden Ali Bey geri döner, Dilaşub’un cansız bedenini görünce çılgına döner ve mutfaktan aldığı bıçakla Mahpeyker’i orada öldürür. Olay yerine gelen
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
Kusursuzca Kusurlu serisinin üçüncü kitabı Saklı Gerçekler’i de bitirdim.
Bu seriye başlarken normalde okumaya alışık olduğum türden çok uzak bir yere girdiğimi düşünüyordum. İlk kitapta biraz şaşırdım, ikinci kitapta serinin havasına alışmaya başladım. Üçüncü kitapta ise artık Neva Altaj’dan ne beklemem gerektiğini daha iyi biliyordum: hızlı akan, karanlık atmosferli, romantik gerilimi yüksek, mafyatik drama.
Saklı Gerçekler, Angelina ve Sergei’nin hikayesi. Sergei’yi önceki kitaplardan beri merak ediyordum. Serinin içinde daha dengesiz, daha karanlık ve daha dikkat çeken bir enerjisi vardı. Bu kitapta da karakter olarak ilgimi çekti. Özellikle geçmişinden taşıdığı ağırlık, öfke patlamaları ve kontrolünü kaybetme hali kitabın en dikkat çekici taraflarından biriydi bence. Ama tam da bu yüzden beklentim daha yüksekti.
Sergei karakteri daha güçlü işlenebilirdi. Onun neden böyle biri olduğunu, geçmişinin onu nasıl bu hale getirdiğini, içindeki o karanlığın nereden beslendiğini daha detaylı okumak isterdim. Kitap bu kapıyı aralıyor ama benim istediğim kadar içeri girmiyor. Bence karakterin potansiyeli vardı, sadece biraz hızlı geçilmiş gibi hissettirdi.
Angelina tarafında da benzer bir eksiklik yaşadım. Onun içinde bulunduğu durum, korkuları ve hayatta kalma çabası hikayenin önemli bir parçası ama karakter olarak beni tamamen yakalayamadı. Sergei gibi yoğun bir karakterin karşısında daha güçlü, daha akılda kalıcı bir kadın karakter okumak isterdim. Bu yüzden ikilinin arasındaki çekimi yer yer hissetsem de duygusal bağ tarafı beni tam olarak ikna etmedi.
Kitabın akıcılığına laf edemem. Neva Altaj’ın bu seride en iyi yaptığı şeylerden biri bu zaten. Sayfalar hızlı ilerliyor, olaylar bekletmeden akıyor ve kitap kendini okutuyor. Fakat bu kitapta bazı şeylerin fazla hızlı
Normalde daha çok edebi kitaplar okumayı tercih eden biri olarak hayatımda ilk defa bambaşka bir türe geçtim. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle Neva Altaj’ın Kusursuzca Kusurlu serisini okumaya karar verdim. Açıkçası ilk kitabı satın da almadım, arkadaşımın kitabını ödünç alarak başladım. Serinin ilk kitabı olan Tuvaldeki Yaralar’ı da iki günde bitirdim.
İki günde bitirdim çünkü kitap gerçekten kendini okutuyor. Ama şunu da söylemem lazım; beni bayağı ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürdü. O dönem okuduğumuz hızlı ilerleyen, karanlık atmosferli, bol çekimli, biraz abartılı ama bir şekilde merak ettiren kitapların havası vardı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer “ben ne okuyorum şu an?” diye kendime güldüm.
Tuvaldeki Yaralar, mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Roman ve Nina üzerinden ilerleyen, sahte evlilik dinamiğiyle başlayan, aksiyon ve romantizmi bir arada taşıyan bir hikaye. Bu yüzden kitaba edebi bir metin beklentisiyle başlamak bence doğru olmaz. Kitabın derdi derin bir edebi dil kurmak değil; hızlı akan, gerilimi yüksek, romantik çekimi önde olan bir hikaye sunmak.
Bu türü normalde okumadığım için başta biraz mesafeli yaklaştım. Ama kitabın temposu düşük değildi ve merak duygusunu canlı tuttu. Roman’ın karanlık ve kontrolcü dünyasıyla Nina’nın daha farklı, daha renkli ve kendine has tarafı arasındaki zıtlık kitabı taşıyan şeylerden biriydi. İkisinin arasındaki dinamik yer yer abartılıydı ama türün içinde değerlendirince bu abartı çok da şaşırtıcı gelmedi.
Benim için kitabın en güçlü yanı akıcılığıydı. Ağır bir okuma değil, kafa dağıtan ve hızlı biten bir kitap. Bazı yerlerde olayların fazla hızlı ilerlediğini düşündüm. Bazı sahneler tahmin edilebilirdi ve karakterlerin duygusal geçişleri bana yer yer aceleye gelmiş gibi hissettirdi. Bu
İki Yeşil Susamuru, Buket Uzuner’in kalemini merak ederek başladığım ve genel olarak severek okuduğum bir kitap oldu.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, insan ilişkilerinin sadece görünen tarafıyla anlatılmamasıydı. Aile, aşk, arkadaşlık, yalnızlık, bağlanma korkusu, geçmişten gelen kırgınlıklar ve insanın kendini bulma çabası romanın içinde sürekli hissediliyor. Buket Uzuner, karakterlerin hayatına bakarken sadece yaşanan olayları değil, o olayların insanın içinde bıraktığı izleri de göstermeye çalışmış.
Bu kitapta aşk, bana çok romantik ve kusursuz bir yerden anlatılıyor gibi gelmedi. Daha çok insanın eksikleriyle, korkularıyla, geçmişten taşıdıklarıyla bir ilişkiye nasıl dahil olduğunu düşündürüyor. Bence kitabın güçlü taraflarından biri de buydu. Çünkü bazı ilişkiler sadece iki insan arasında yaşanmıyor; aileden gelen yükler, eski kırgınlıklar ve insanın kendine bile söyleyemediği şeyler de o ilişkinin içine karışıyor.
Buket Uzuner’in dili akıcı ama yer yer yoğun. Bazı bölümlerde karakterlerin iç dünyasını okumak hoşuma gitti, bazı bölümlerde ise anlatımın biraz uzadığını hissettim. Özellikle bazı düşüncelerin daha az açıklanıp okura bırakılmasını isterdim. Bu yüzden kitabı sevdim ama tam anlamıyla içine gömüldüğüm bir okuma olmadı.
Yine de İki Yeşil Susamuru bende güzel bir tat bıraktı. Şehirli insanın yalnızlığı, ilişkilerdeki karmaşa, kendini arama hali ve geçmişin insanın bugünkü seçimlerine nasıl karıştığı üzerine düşündüren bir romandı. Yer yer tanıdık, yer yer yorucu, yer yer de oldukça gerçek hissettirdi.
Buket Uzuner’in anlatımını sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. Benim için iyi bir okumaydı ama eksiksiz değildi.
Puanım: 7,5/10