xcxcx

Önsöz, dokunmanın insanlar için nasıl bir anlamı olabileceğini ancak bir süreliğine bir hastanede filozof olarak çalıştığım ve pek çok kişiyle konuşmalar yaptığım zaman sahiden idrak ettim. O sırada fark ettim ki, mesela yataklarının baş ucunda oturduğum yaşlı insanlar, onlara uzattığım elimi bir türlü bırakmak istemiyorlardı. Veya yine fark ettim ki, hekimler hastalarının üst kollarını tutarak konuştuklarında onlarla daha fazla yakınlık kuruyorlardı. Birçok gündelik karşılaşmada da, insanlar arasındaki yakınlık veya mesafe, ister el sıkışırken, ister kucaklaşırken olsun, dokunmaya ne derece açık olduklarına bakarak anlaşılabiliyordu. Bütün bu tecrübeler, dokunma fenomenini daha yakından inceleme fikrinin zihnimde olgunlaşmasını sağladı. İnsanlar belirli bir doğallıkla görür, işitir, koklar, tad alırlar. Peki ya dokunma hissi? Temas? Kuzey ülkeleri dokunmacı kültürler olarak öne çıkmamışlardır şimdiye kadar. Öylesi kültürleri daha ziyade güney güneşinin altında buluruz. Bu dokunma mahrumiyetinin sonuçlarının ne olduğunu, insana hoş gelen dokunuşlar kuvvetli tecrübeler olarak yaşandığında sezinleyebiliriz. Şimdiye kadar neler kaçırmışım? Evet, dokunmak fazlasıyla haz dolu olabilir. Eksikliği çekildiğinde o oranda acı verir. Bununla ilgili kültürel bir fark olmasını bekleyebilir miyiz? Eski çağların dokunmaya düşman tavırlarıyla kıyaslarsak aslında çok şey değişmiştir. Ama yeni teknolojilerin kullanımına bağlı olarak yeni bir perhizcilikle gelişiyor gibi görünüyor. Kimileri ilişkilerde dokunmatik ekrandan gözünü bir türlü alamadan başkalarına bana bak, bana dokun diye seslenmenin ayartıcılığına kapılıyorlar. Bu bakımdan dokunma, şaşırtıcı biçimde eskisinden daha fazla odağa yerleşiyor. Tam da şeylerin ve ilişkilerin gitgide daha fazla dijitalleştiği bir zamanda analog
Reklam

xcxcx

, bir kitap okudu
Puan vermedi·79 syf.·
19 saatte okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2026 14:59
·
2026 2. kitabı
Wilhelm Schmid
7.5/10 · 3.335 okunma
Tam da birçok zorluk ve başarısızlıkla dolu bir hayat, sahiden yaşıyor olma ve hayatı bütün bereketiyle yaşama duygusunu verebilir insana. Oysa birçok şeyin insana pek kolay geldiği ve başarılarla dolu bir hayat, katlanılmaz bir varoluşsal hafifliğe maruz kalma duygusuna ve hayatı artık hissedememeye yol açabilir. Hayat, çelişkilerle dolu bereketini olumlayabildiğinizde, hatta sevebildiğinizde katlanılır hale gelerek kolaylaşır. Kendiyle dost olmanın onuncu yordamı, şu düstura hesap verir. Hayatın bereketine açık olmak, bu sayede onun kendisine nüfuz etmesine imkan vermek. Kemale erek doygunluğa ulaşmış bir hayatın koşulu, beklentilerin yerine gelmesi ise bunda insanın kendi çabası da rol oynar. Bu çabayla bir imkanı gerçekleştiren, bir enerji potansiyelini bir eserde maddileştiren bir geçişi gerçekleştirir. Böylece bir düşe hayat soluğu üfler, bir ideale gerçeklik kazandırır, bir vadiyi yerine getirir, belirli bir amacı, üstlenilmiş bir görevi, kendi kendinize verdiğiniz veya başkalarınca veya hayat tarafından verilmiş bir ödevi ifa etmiş olursunuz. Daima ötekinin yanında kalacağınıza dair aşk yeminini de zamanları aşarak süregiden bir pratik o ifayı sağlayamadığında, harekete geçirici bir urak olarak tüketir kendini. Hayatta gerçekten geçerliliği olan şey, teorik olarak önemli sayılan değil, pratik olarak gerçekleşme yoluna sokulan şeydir. Günbegün verilen emekle var edilen küçük kum tanesi birikip dağ olur, sonra günün birinde o dağın zirvesinde coşkuyla emelinizin gerçekleşmesini kutlarsınız. Emelinizin küçük küçük gerçekleşmesini ise oraya giden yolda her gün kutlarsınız. Hayatı somut tecrübelerle doldurmak, kemale ererek doygunluğa ulaşmış bir hayat işte oradan çıkar. Modern hayatta kemale ererek doygunluğa ulaşmada çalışma hayatının etkisiyle belirlenmiş
Aslında arkadaşlıklarda ötekinin bizim adımıza üstlendiği bir ödevdir bu. Mutlu olma imkanı kimseden esirgenmemelidir. Mutlu olmak için uğraşma hakkının anlamı budur. (Dipnot, mutlu olmak için uğraşma hakkı. Amerika Birleşik Devletleri anayasasında bu hak tanımı yer alır. Pursuit of happiness, mutluluğu arama, mutluluk peşinde koşma, mutlu olmaya uğraşma hakkı.) Bazılarıysa bundan nesnesiz bir mutlu olma hakkını anlarlar. Bunun için hiçbir merciye şikayette bulunamazsınız, hele hayatın kendisine asla. Her insan mutlu olmayı umabilir, mesela bir ilişkiden umabilir bunu, fakat burada bir hak yoktur. Kesin olan sadece şudur, farklı tecrübelere hazır olmalısınız, hele ki bir ilişkide. Mutlu olabilmek insani varoluşun bir parçasıdır. Mutsuz olabilmek de öyle. Kendi mutluluk bütçenizi denetim altında bulundurarak da bunu değiştiremezsiniz. Zaten öyle bir denetim hayattan ziyade muhasebeciliğe benzer. Hayatın mutluluk ve mutsuzluk arasındaki kutupsallığını kabullenmek ve her iki kutubu da idare edebilmek, kendiyle dost olmanın ilişkileri de en iyi şekilde etkileyen bir parçasıdır. O nedenle kendiyle dost olmanın dokuzuncu yordamı bizi başka türlü mutlu olma denemesine sevk eder. Herkesin olabileceği kadar mutlu olmasını ister gönlümüz ama bu asla kesintisiz iyi hissetme mutluluğu olamaz. İhtimal dışıdır bu. Kendine ve başkalarına karşı böyle bir halin yanılsamasını ayakta tutmak mümkün olabilir ama bu da kaynaklarınızı tüketir. Bu yanılsamaya hizmet edenlerden biri de selfilerdir. Ne kadar iyi vaziyette olduğumu ve ne kadar harika bir mekanda, arka plan önemli, güzel hayatın tadını çıkararak şımardığımı kendime ve başkalarına duyurmayı istediğim ayaküstü kotarılmış şu öz imgeler. Fakat hakikatte bir benlik, bazen mutluluğunu sadece kendine kanıtlamaya çalıştığını,
Güzellik, mükemmelden eksik kalmakta değil midir zaten? Güzellik de tezatlara ihtiyaç duyar. Daha az güzel olan yanlar, güzel olanları iyice öne çıkartır. Enflasyonu olduğundaysa güzelliğin aşınır, yıpranır. O halde en iyisi fazla abartmamalı. Kozmetiği de, fitnesı da. Güzelliğin ölçüsü, eksiklik hissettiren çok az ile gına getiren çok fazla arasında bir yerlerdedir. Kendi kendisini olumlaması mümkün hale gelirse insanın, kendiyle dost olmanın sekizinci yordamını yerine getirmiş olur. Bunun için ona kimin veya neyin yardımı dokunabilir? İnsan güzelliği kendi içinde keşfedebilir. Mesela fikirlerinde veya özlemlerinde yahut kendi üzerinde keşfedebilir. Mesela dış görünüşünün ayrıntılarında. Etrafımızdaki güzellikler de kendimizi güzel bulmamızı sağlayabilir. Mesela karşılaşmamıza sevinen ötekinin gözlerindeki ışıltıda kendi yansımamızı görebildiğimizde. İnsan kendi başına ve müştereken mekansal, toplumsal ve mesleki çevresini orada kendini başka yerlerdekinden daha fazla olumlanabileceği hale getirmek için çaba gösterebilir. Bu çaba her şeyi kendine uyar hale getirmeye varmamalıdır. Yaptığınız değişiklikler illa ideal sonuçlar doğurmaz. Fakat eğer bütün o inatçı eksiklerinizle beraber kendinizi olumlayabilirseniz, başkalarını, hayatı ve dünyayı geri kalan bütün yetersizlikleriyle beraber olumlayabilmeniz kolaylaşır. Güzel miyim? Bunun cevabını başkalarından değil, kendimden beklemeliyim. İçimdeki ve görünümümdeki her şeyin olumlanmaya değer olması, her şeyi güzel bulmam gerekmez. Olumlayabileceğim bazı şeyler olsun yeter ki, onlarla diğer yanları telafi ederim. Bir dostun da baştan aşağı olumlanmaya değer olması gerekmez. Yine de arkadaşımdır. Bu başlı başına güzel bir şeydir. İnsanın kendiyle dostluğunda da öyledir. Kendim için olabileceğim güzel ben, aynı zamanda
Reklam