Martin Eden yaşamalıydı, çünkü ölümü bir yenilgi değil; ama yaşamı daha büyük bir meydan okuma olabilirdi.
Çünkü:
Sistemi çözdüğü anda terk etti.
Martin, burjuva ahlâkının, edebiyat piyasasının ve sınıf kibirinin içini görmüştü. Tam da bu yüzden yaşamalıydı.
Çünkü sistemi teşhir edenler ölerek değil, yaşayarak tehdit olurlar. Yanılgı sevgi değil, yalnızlıktı.
Ruth’u değil, bir sınıfı kaybetti.
Ama bu, insanı terk etmek için değil, yeniden insanı kurmak için bir sebepti. Bilinci intiharla kapattı.
Martin’in bilinci, acıdan doğmuştu.
O bilinçle yaşamak zordu ama mümkün.
İntihar, farkındalığın susmasıdır; oysa onunki konuşmalıydı. Bireycilik orada bitmemeliydi.
Nietzsche’ye yaklaşmıştı ama onu yanlış yerde bıraktı.
Üstinsan, denize yürüyen değil;
hayatın çamurunda ayakta kalandır. Onu öldüren hayat değil, anlamın gecikmesiydi. Anlamı yanlış yerde aradı;
Ama anlam yanlış bulunur diye hayat terk edilmez.
Martin Eden yaşamalıydı, çünkü yaşasaydı,
yenilmiş bir adam değil; yanılgılarından daha sert bir bilinç olurdu. Martin EdenJack London