"Susunca, kelimeler cambazlığını kaybeder. Susunca, kasıntısız olur insan, dış dünyadan gelen sürtüşmelerden biraz uzaklaşır, kendini bulur; doğanın sessiz müziği ile dolar içi. Tek başına susuş olduğu gibi ikili susuşlar da vardır. Anlaşan iki insanın güneş batışı sırasında ya da bir ocak başında yan yana susuşu bazen sütunlar dolusu laftan daha veciz bir iç konuşma sağlar. Zaten ben büyük şeylerin susularak daha iyi ifade edildiğine inananlardanım. Konuşma, ister istemez, bir şeyleri kısıtlamak, sınırlamak, indirgemek değil midir? Susuşta sonsuza açılmış bir pencere vardır. Onu lafla bozmanın âlemi var mı?.."
"Şimdi yine bir kayıktayım. Ama şimdi yalnız. Yine öyle yumuşak dalıyor kürekler suya, yine öyle usulca çıkıyor bir-iki damla su sızdırıp.
Vakit sabahın yedisi, mevsim sonbahar. Hava puslu. Adadan inen ilk vapur görünüyor uzakta.
Havada şimdiden kış kokuları.
Meşeler çoktan döktü yapraklarını. Ama gelecek bahar yine öyle parlak yeşil dönecekler dünyaya. "