Gece Yarısı Kütüphanesi severler burada mı?
O zaman Gece Yarısı Treni’ne hoş geldiniz
Hayatınızın sonuna geldiğinizde, bir trenle geçmişinize yolculuk etseniz hangi durakta inmek isterdiniz?
Matt Haig, Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen bu son romanında yaşanmışlıklar, pişmanlıklar ve ikinci bir şans arayışı üzerine düşünmemizi sağlıyor. Bazı anların hayatımızın en kıymetlileri olduğunu, ya da tüm hayatımızı etkileyecek birer dönüm noktası olduğunu anlamadan o anları ıskalayabiliyoruz. Kıymetini anlamak için ise bazen bir ömür geçmesi gerekiyor.
81 yaşında hayatın kıyısına gelen Wilbur Budd bir işkoliktir ve hayatının aşkını ihmal ederek sonunda kaybetmiştir. Acaba onu kazanmak için ikinci bir şans yakalayabilecek mi?
Gece Yarısı Kütüphanesi’ni okuyanlar için kitapta bir Nora Seed sürprizi de var
Hey Wilbur! Sen, ben misin? Yaşça büyük olduğunu düşünürsek, ben aslında senim.
81 koca yıl boyunca yaşadıktan? sonra tam umutlarının hayata geçeceği sırada ölen & sonrasında film şeridi denilen şekilde hayatı akıp giderken bir trendedir Yaşlı Wilbur. Tüm hayatının önemli noktalarında tren duracak & o anı tekrar yaşayacaktır ama handikaplar da yok değildir. Mesela, her ne olursa olsun asla genç haliyle konuşmaya çalışmayacaktır çünkü bu akışın değişimine & birçok sorunlu noktaya dönüşebilecektir, başkaları da bundan etkilenecektir. Kısaca bilinmezliğin gelmesini önlemek kaçınılmazdır.
Çok sevdim! İlk 150 sayfa benim için ağır akışa sahip sayfalardı, dürüstçe bunu belirterek son 30 sayfa için bile tüm kitabı yeniden okuyabileceğimi söyleyebilirim ama. Hatta yüzümde kocaman bir gülümsemeyle yazarın bu zekice hamlesine şapka çıkardım.
Çok satan kitabını okumayanlar muhakkak bu kitap sonrası okumak isteyecektir de bana göre keza birbirine öyle bir noktada bağlanmış ki onu da yeniden mi okumalıyım acaba diyerek bitirdim dostlar.
Kitapla kalın -.-
"Kul yara açar Allah kapatır."
Tüm dengeleri altüst eden bir deprem...
Boğazına kadar kötülüğe bulaşmış bir köy...
Bu köyün iyiliği için mücadele veren iki yiğit...
Yuvaları dağıtan, masumları canından eden kan davası...
İhanet, acı, karşılıksız iyilik, merhamet, pişmanlık ve daha fazlası...
Karakterlerin, yaşadıkları olaylara bakış açıları ve teslimiyetleri bana çok şey öğretti.
Yaşanan tüm sıkıntılara sabretmeyi ve tüm kalbimizle Allah'a teslim olmayı çok güzel anlatan bir kitaptı.
Kitapla bağdaşlaştırdığım bir ayetle cümlemi bitirmek istiyorum.
"De ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur."
İsra/81
Yanık BuğdaylarAhmed Günbay Yıldız · Timaş Yayınları · 20254,417 okunma
Yazar bizi 81 yıllık hayatında pişmanlıklarını, kaybedislerini, keskelerini , özlemlerini, babasız geçen koskoca bir ömrü sanki bir yarış pistindeymis gibi tek nefeste bitiren Wilbur'un hikayesine konuk ediyor. Bazen hayatım gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp gitti deriz. Aynı durum 81 yaşında bir kalp krizi sonucu hayata veda edip kendini bir Gece Yarısı Treninde bulam Wilbur içinde geçerlidir. Ölmüştür ama bindiği tren onu taaa çocukluğundan ölüm anına kadar hayatının duraklarında gezdirir.
Acılarla geçen çocukluğu , abisini gözleri önünde kaybedişi, annesiyle geçim sıkıntısı yaşarken o çok istediği üniversiteye gidemeyisi ve eşiyle yollarının kesişip mutluluğa mi hüzne mi bilemediği bir kapının açılışı..... Bunlarin her biri hayatının açısıyla tatlısıyla birer dönüm noktasıdır , trenin durduğu birer durak . Ölmüştür evet ama geçmişi onu bırakmamış ebediyete varamamistir. Önünde bir seçim vardır ya tamamen geçmişe veda edip ebediyete ulaşmalı yada gecmisteki Wilbur'u uyarıp hayatı daha verimli , daha anlamlı , daha dolu dolu yaşamasını söylemelidir.
Fakat bir kural var geçmişteki Wilbur ile kesinlikle bağlantı kurup konusmamali, ona temas etmemelidir.
Çocukluğunda bir kitap kurdu olan ve sokaklarındaki kitapçınin sahibi yaşlı Anges ile karşılaşır trende ve onunda ölmüş olduğunu anlar . Kural basittir ve vagonda onu yonlendiren Anges sayesinde bakalım geçmişindeki Wilbur'u uyarabilecek midir bizim hayalet Wilbur ?
Kitap bitince insan şunları soruyor kendine ; hayat ne kadar uzun olsa da bu hayatı nasıl yaşadım ?, güzel anılar ile mi yoksa zamana ayak uydurmak için çalışıp difinip tad alamadan mi ? Sevdiklerimize ne kadar zaman ayırıyoruz, geçmişteki hatalarimizdan ders çıkarıyor muyuz ? Hayatımızın hangi duraklarında neleri değiştirmek
GECE YARISI TRENİ-MATT HAIG-304 sayfa,
Hayatınız devam ederken kaçan bir treni yakalamak mümkün mü?
Yani hayatınız bir film şeridi gibi aksaydı, hangi sahnede durup (treni durdurup) o anı değiştirmek isterdiniz?
Gece Yarısı Treni ;hayatımızı, geçmişimizi, pişmanlıklarımızı, ikinci şansımız var mı? onları sorgulatıyor.
Ama bir kuralı var bu yolculuğun…
“Geçmişteki halinle asla konuşmayacaksın!”
(Bu kural ve geçmişe gitmek bana Kahve Soğumadan Önce serisini hatırlattı…)
Gece Yarısı Treni ,geçmişin gölgesinde yaşayan, "keşke"lerin çoğunlukta olduğu bir hayat yaşayan,yaşamında doğru olan şeylere öncelik verip vermediğini sorgulayan herkesin kendinden bir parça bulacağı (ki ben okurken hayatımda ne çok şeyler kaçırmışım dedim ) bir kitap …
Gece yarısı treninin amacı geçmişi değiştirmek değil,yaşlanmayı,kayıpları ve kayıp giden geçmişini görüp daha yakından bakmak için arada bir durman ve hayatın nasıl yaşandığını kabullenip muhasebesini yapmaktır.
Kitap karakterimiz Wilbur Budd yaşamının büyük bir bölümünü işine adamış,sahibi olduğu kitapçı zincirine odaklanmış,81 yaşına gelmiş,işkolikliği yüzünden büyük aşkı Maggie’yi ve dolayısıyla da hayatını çok ihmal etmiştir.Yıllar sonra bir gece hiç beklemediği birinden gelen telefonla hayatında bir umut ışığı doğmasını beklerken Wilbur gözünü bir ambulansta açar ama maalesef yaşam onu gizemli bir tren yolculuğuna çıkarmıştır.Bu trenle sonun başlangıcına,geçmişine ,hayatının o karanlık ve aynı zamanda da en parlak anlarına doğru ilerlemeye başlar.
Ama kural var;geçmişteki Wilbur ile asla konuşmayacak…
Wilbur bu yolculukta kurala mı uyacak yoksa her şeye rağmen başka bir hayat yaşamak için raydan mı çıkacak?
Siz olsanız tercihiniz ne olurdu???
Matt Haig, Gece Yarısı Kütüphanesi ile bizi buluşturduğu o büyüleyici ve mistik evrene bu kez rayların üzerinde, gizemli bir tren kompartımanında devam ediyor. Ancak baştan belirtmek gerek: Bu kitap kesinlikle bir devam romanı değil; aynı evrende geçen ama bambaşka bir yolu tercih eden, kurgusu tamamen farklı bir eser.
Farklı Bir Odak: İlk kitapta Nora’nın seçmediği hayatlar üzerinden akan "keşkelerini" okumuştuk. Bu kitapta ise 81 yaşındaki Wilbur Budd’ın doğrudan "ölüm" anıyla sarsıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Zaman Yolculuğunun Katı Kuralı: Wilbur’un bindiği bu mistik tren, onu hayatının en kritik anlarına (özellikle büyük aşkı Maggie ile olan geçmişine) götürürken önüne tek bir kural koyuyor: "Geçmişteki haline asla dokunma ve müdahale etme." İnsanın kendi hatalarını sadece bir izleyici olarak seyretmesinin ne kadar ağır ve şifalandırıcı bir yüzleşme olduğunu yazar harika aktarmış.
Kısa Özetim:
Yazarın insan psikolojisine dokunan o şifacı ve duru üslubunu zaten çok seviyorum. Ölüm ve pişmanlık gibi ağır temaları, kaçırılan ikinci şanslar üzerinden o kadar umut dolu ve akıcı işlemiş ki... Hikayeyi çok büyük bir beğeniyle, Wilbur'un hemen yanı başında seyahat ediyormuş gibi okudum. Üstelik satır aralarında eski bir dosta, Nora'ya rastlamak da harika bir sürpriz oldu.
Hayata, ölüme ve kaçırılan anların değerine dair sıcacık ama derin bir sorgulama arayan herkesin bu trene biletini almasını tavsiye ederim.
Gece Yarısı TreniMatt Haig