Ne zaman bir yere veda etsem, bir parçamı geride bIrakmış gibi oluyorum. Ama işte ister Marco Polo gibi dünyayı gezelim ister beşikten mezara aynı eve kazık çakalım, hepimiz için hayat doğum ve ölümler dizisi demek. Başlangıçlar ve sonlar. Bir anın doğması için bir önceki anın ölmesi gerekir. Yeni bir "ben" için eski ben'in kuruyup solması gerektiği gibi...
Birden şiddet kalbin kaçınılmaz bir unusuru, belki de hepsinden önemlisiymiş gibi geldi ona; iyiliğin, şefkatin, sevginin kucaklayışının ardında yatan, kökü kazınamayan bir şey, adeta kötü bir tohum gibi.
Bakışın hep aynı yöne odaklandığı yerde aradığımız hiçbir şey yok. Büyük anlatıların gölgesinde kalmış, dipte birikmiş, tozlanmış ama paslanmamış diri zrkanın peşindeyiz biz. Zamanın eleğinden kasten düşürülenler, kenara itilenler ve sisteme dahil olmayı bizaat reddedenler burada kendine yer buluyor.
Renk körlüğü, kellik ve hemofili hastalığının tümü bir şeyin eksikliğinden kaynaklanıyordu ve hiç kimse bunların kalıtımla aktarıldığını inkâr etmiyordu. Zekâ geriliği de bir eksiklikti ve kesinlikle kuşaktan kuşağa aktarılıyordu