Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Cahit sıtkı tarancı
Bir gün Diogenes fıçısının önünde güneşlenirken, Büyük iskender onu ziyarete gelmiş. Bu bi lge insanın karşısına geçip bir isteği var mı, diye sormuş iskender, isteğini hemenyerine getireceğini söylemiş. Diogenes de, bir adım yana çekil de, güneşimi kesme demiş iskender'e. Böylece bu büyük komutandan bile daha zengin ve mutlu olduğunu göstermiş.
Matbaayı getirmekte geciken milletimiz, televizyon kumandasını anında ithal etti.
Uzandığın yerden yönetme, bir şeyleri değiştirme isteğimiz, televizyon kumandasıyla
aramızda büyük aşklar doğurdu.
Bir filozof hiçbir zaman bu dünyaya bütünüyle alışamaz. Filozoflar için dünya hala kavranamaz bir şey, sırlarla dolu bir bulmacadır.
Filozoflarla küçük çocukların önemli bir ortak yanları vardır. Diyebiliriz ki bir filozof bütün ömrü boyunca küçük bir çocuk gibi duyarlı kalabilir.