Batılılaşma sürecinde ortaya çıkan kimlik bunalımını ve karmaşasını eleştiren bir toplumsal hiciv romanıdır. Çok sembolik bir roman olduğunu söylemek mümkündür. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın doğu batı sentezinin arasında kalmış hayatı ve fikir dünyasının kendi potansiyeli içinde olgunlaştığı halini bizlere yansıtan bir romanı olduğunu söyleyebiliriz. Modernleşmenin şart olduğunu ve bir döneme kadar şark (doğu) kültürünü yok saydığını daha sonraları ise mayamızın batılılaşmaya izin vermeyeceğini kendi kurduğu hayali şark ikliminde yaşayarak modernleşebileceği düşüncesine sahip olduğunu bilmemiz bu kitabı okumadan önce önemlidir. Nedeni ise kendisinin de kimlik karmaşasının merkezinden bizlere sesleniyor olmasıdır.
Hayri İrdal adlı kahramanımızın birinci ağızdan anlatımı üzerine inşa edilmiş bir kitap. Hiçbir alanda pek fazla yeteneği olmayan amiyane tabirle vasıfsız kahramanımızın küçük yaşta dayısının hediye ettiği saatle aşırı ilgili olması, saatin içini açıp incelemesi ve hayranlık duyması üzerine Muvakkit Nuri Efendi'nin yanına gitmesiyle başlıyor. Nuri Efendi filozof ruhlu bir insan olarak tasvir ediliyor. Zaman üzerine güzellemeleri ve benzetmeleriyle ahi geleneğini temsil ediyor. Hatta bu dayanak noktası üzerinden arada kalmışlığın zarar verdiği şeylerden birinin de çalışkanlık olduğuna dikkat çekiyor. Kahramanımız burada saatlerle ilgilenirken kitabın diğer karakterlerinin uğraştığı işler ve akıl dışı hayalleri bizlere aktarılıyor. Yarı deli bir karakterin hazine avı, simyacı bir karakterin taşları altın yapma isteği, büyük bir konağı olan Abdülselam Efendi'nin farklı farklı insanlarla bu konakta birlikte yaşamak istemesi, bundan mutluluk duyması ve yanında yaşayanları finanse edebilme arzusu, Hayri'nin babasının, dedesinden kalan mescit yaptırma vasiyetini