Her durumda dünyayı hazırlamaya ve kendine mal etmeye ilişkin bazı teknikler söz konusudur,dünya bu teknikler içinde şiddetli karşıtlıklarıyla,tekdüze ve çöllenmiş kitleleriyle,karanlık bölgeleri ve aydınlık kumsallarıyla,aydınlatıcı basit ve acil amaçlarla.
“ Proleter çehresi “ olarak adlandırabileceğimiz şeyi sunar.
Şimdi,-falanca sınıfa,falanca ulusa aidiyetim kendi-içinimin ontolojik yapısı olarak olgusallığımdan kaynaklanmamakla birlikte-benim olgu olarak varoluşumun,yani doğumumun ve yerimin,dünyayı ve kendimi birtakım teknikler içinde ihata etmeme yol açtığı besbellidir. Oysa benim seçmediğim bu teknikler,dünyaya imlemlerini kazandırır.Kendi amaçlarımdan itibaren dünyanın bana “proleter” evrenin basit ve kesin karşıtlıklarıyla mı,yoksa “burjuva” dünyasının sayısız ve düzenci nüanslarıyla mı belirdiğine karar veren,sanki artık ben değilimdir.Yalnızca ham varolanın karşısına fırlatılmış değilim,ortaya çıkarmak için hiçbir şey yapmadığım halde bana kendi imlemlerini sunan,Fransız,Lorrainli ya da Güneyli bir işçi dünyasının içine fırlatılırım.
Tastamam toplumlar gibi,insanın da anıtsal ve ertelenmekte olan bir geçmişi vardır:Geçmişin böylece durmadan sorgulanması,bilgelerin çok erken tarihlerde hissettikleri ve Yunan tragedyacıların,örneğin,bütün oyunlarında yer alan.
“Ölmeden önce hiç kimse için mutlu denemez.” atasözüyle dile getirdikleri şeydir. Ve kendi-içinin durmadan tarihselleşmesi özgürlüğünün durmadan olumlanmasıdır.
Ne toplumsal sınıfımın,ulusumun,ailemin yazgısından kurtulmakta,ne gücümü ve servetimi kurtarmakta,ne de önemsiz en önemsiz açlıklarımı ya da alışkanlıklarımı yenmekte “özgür” üm.
İşçi,Fransız,kalıtımsal - frengili ya da veremli olarak doğarım. Hangisi olursa olsun bir yaşamın tarihi,bir yenilginin tarihidir.
İnsan “kendini yapan” olarak görünmekten ziyade iklim ve toprakla,ırk ve sınıfla,dille,parçası olduğu topluluğun tarihiyle,kalıtımla,çocukluğun bireysel koşullarıyla,edinilen alışkanlıklarla,hayatının büyük ve küçük olaylarıyla “yapılan” gibi görünür.