Varolan varlık,kendini olmakla tüketir;olmayan şeyle ya da artık olmayan şeyle hiçbir alakası yoktur. İster,radikal bir biçiminde dile getirilmiş,ister “artık…değil”biçiminde yumuşatılmış olsun,hiçbir olumsuzlama bu mutlak yoğunlukta kendine yer bulamaz.
Bu noktadan sonra geçmiş kendine göre dilediğince varolabilir:köprüler atılmıştır. Varlık geçmişini “unutmuş” bile değildir:unutmak bile bir bağlantı tarzı olurdu. Geçmiş,bir rüya gibi varlıktan kayıp gitmiştir.
Arzu,kendisini devamlı kılmaya kendiliğinden yönelir,insan arzularına sıkı sıkıya bağlıdır. Arzunun olmak istediği şey,doldurulmuş bir boşluktur,ama kendi doymuşluğunu,tıpkı bir kalıbın içine dökülen bronzu kabın biçimlendirmesi gibi biçimlendiren bir boşluktur.
Ne ise o olan bir öznellikten,yani kendi üzerine kapanan bir öznellikten kalkarak mümkün olanı kurmaya yönelen her çaba,ilke olarak başarısızlığa mahkumdur.