Kierkegaard’dan ne denli etkilenmiş olduğu bilinen Heidegger bunun tersine,içdaralmasını hiçliğin kavranışı olarak düşünür.İçdaralmasının bu iki betimlenişi,bize çelişir gibi görünmüyor.
Tersine birbirlerini ima etmektedirler.
Özgürlük,kendi hiçliğini ifraz ederek kendi geçmişini oyundışı bırakan insan varlığıdır. Şunu iyi anlayalım ki,kendi hiçliği olmanın bu birinci zorluğu,bilinçte fasılalarla ve tek tek yadsımalar vesilesiyle ortaya çıkmaz:Psişik yaşamda hiçbir an yoktur ki olumsuz ya da sorgulayıcı davranışlar en azından ikincil yapılar vasfıyla belirmesin;bilinç de kendi kendisini geçmiş varlığının durmadan hiçlenmesi olarak yaşar.
İnsanın özgürlüğü insanın özünden önce gelir ve onu mümkün kılar. İnsan varlığının özü,onun özgürlüğü içinde askıdadır.
Dolayısıyla bizim özgürlük dediğimiz şeyi “İnsan gerçekliği”nin varlığından ayırmak imkansızdır. İnsan,hiçbir şekilde,daha sonra özgür olmak için önce olmakta değildir,
insanın varlığı ile “özgür oluşu” arasında fark yoktur.Şu halde,bir şekilde aydınlatılması ışığında tastamam ele alınabilecek bir soruna,burada doğrudan yaklaşmak söz konusu olamaz;ne var ki,özgürlüğü,hiçlik sorununa bağlı olarak ve yalnızca onun görünmesini koşullandırmasının kesin ölçüsü içinde ele almak zorundayız
Hiçlik eğer varlık tarafından taşınmıyorsa,hiçlik olarak dağılıp gider ve yeniden varlıkla karşı karşıya kalırız.Hiçlik kendini ancak varlık fonu üzerinden hiçleyebilir:eğer hiçlik verilebiliyorsa,bu,ne varlıktan önce ne de sonradır,ne de hiçlik genel bir tarzda varlığın dışında verilir,varlığın bizatihi bağrında,yüreğinde,bir kurtçuk gibi ortaya çıkar.