Yapmacık, içtenliksiz kahkahalar patlıyor ortalıkta. Bu olur olmaz espri tutkunluğu, bu yüzeysellik, bunca ucuzluk deli ediyor beni. Kadınlar, tiz, yırtıcı, isterik ve saldırgan sesleriyle, erkekler kayıtsız ve kaba saba savunmalarıyla, pis sakalları ve açgözlü bakışlarıyla ne kadar çok birbirlerine benziyorlar.
Seni kendi bilincimin pek de açık seçik yakalayamadığı bir biçimde hep sevdiğim için.
Ama artık bunca mutluluk, bunca sevgi ve bunca bir arada biz olmaktan bunaldım. Bir süre mutsuzluğa, kendim olmaya, yoksunluğun ve acının tadını sessizce ve kendimce yaşamaya gereksinme duyuyorum.
Bu gece sen kollarımda bir çocuk gibi ağlarken seni hiç bir zaman bırakamayacağımı anladım. Sana acıdığımdan değil, hayır. Sen beni bendeki her güzel ve kötü yan için ayrı ayrı sevdiğin ve sonra seninle bir çok şeyi, düşündüklerimi, düşünmediklerimi, bütün konuşmalarımızı, tartışmalarımızı, ters düşmelerimizi ve benim ters düşmemek için onaylarmış gibi göründüğüm ama yaşama geçirmekte zorlandığım kararlarımızı bölüşmekten zevk aldığım için.
Bu yangının içinde gece gündüz nöbet tutuyordum. Her yanım yanık izleriyle dolmuştu. Beni anlayacak durumda olmadığını görüyordum. Anlayışsızlıkla suçlanıyordum üstelik.