Türk Görev Kuvvetine bağlı bölgelerde Zenica, Kladanj gibi yerlerde izleme evlerimiz var. Burada görevli askerlerimiz köyleri, kasabaları dolaşıyorlar. Bu esnada tespitler yapılıyor. Yardım kararı alınınca bazen Kızılay aracılığı ile bazen de bizzat kendi imkanlarıyla yardım için çalışmalar başlıyor. Şu örnek çok çarpıcı:
2008 sonları veya 2009 başları. Yani tam da kış ortası. Balkanların karlarını görmeyen bilmez. Bizim için kar dediniz mi "diz boyu" diye tarif edilir. Ama orada diz boyu tabiri biraz hafif kalır. Her taraf karla kaplı. Yardım kolileri götürülecek. Elde kimlere dağıtım yapılacağına dair uzun da bir liste var. Kamyonla bir köye ulaşılması gerekiyor.
Köy ormanlık alanda, tabir yerindeyse bir dağ köyü. Üstelik dağınık bir yerleşme, tıpkı bizim Karadeniz köyleri gibi. Kamyonla meşakkatli bir yolculuk yapılıyor. Hatta bir ara uçuruma yuvarlanma tehlikesi bile geçiriliyor. Nihayet köye ulaşılıyor. Listeye göre koliler teslim ediliyor.Dağıtım bitiyor. Fakat fark ediliyor ki listede adı oldugu hâlde bir kişiye teslimat yapılmamış. Bizimkiler soruyor,
"Niye gelip alınmadı?" diye. "O kimsesiz, yaşlı bir kadındır.
Evi birar uzaktaydı, gelemedi herhalde." diyorlar. Bizimkiler, "O zaman biz ona gidelim." deyip kolileri sırtlıyorlar.
Yanlarında evi gösterecek kişiyle bizim iki Türk subayı, karda yeni bir çığır açarak eve doğru yöneliyorlar. Hakikaten köyün dışı sayılabilecek bir yer. Ulaşıyorlar eve, kapıyı çalıyorlar, bekliyorlar. Kapı aralanıyor, yaşlı bir kadın beliriyor eşikte, uzun uzun bakıyor; "Siz Türk'sünüz. Geleceğinizi biliyordum." diyor. Cılız kollarıyla kucaklamaya çalışıyor onları. Sonra eşiğe çöküp ağlamaya başlıyor. Bizim iki subay, omuzlarındaki koliyi içeri bırakıyorlar. Evde gördükleri manzara karşısında dehşete düşmüş olarak dışarı çıkıyorlar.