Türk aynı zamanda Osmanlıları meydana getiren tüm ahalinin ortak adı şekline dönüştü. Bizdeki adı Osmanlı ise de batı kaynaklarında Osmanlı ülkesi Türk ülkesi olarak kaydedildi.
Cumhuriyet döneminde ise Türk adı, vatandaşlık bağı ile Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı olan tüm etnik grupların üst adı olarak kabul edildi. Buradaki Türklük, ülkemizde yaşayan etnik gruplar Türk etnisitesi altında asimile etmek değil, onların Türk üst kimliginde eşitlenmesini sağlamaktı, öyle de oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde memur olabilmek için vatandaşlık bağı yeterli oldu, kimseye etnik kimliğinden dolayı makam ve mevki kapısı kapatılmadı. Bu yönüyle Türk, vatandaşlık bağını tanımladı. Türkiye Cumhuriyetini kuran milletin adı oldu.
Peki, Türk adı?
Türk adının açık yazılışı ilk defa Göktürk Kitabelerindedir:
Bilindiği üzere bu kitabeler, üç büyük sütun hâlindedir v ilki 720 yılında ünlü Göktürk veziri Tonyukuk tarafından yazdırılıp dikilmiştir. Bunlar birer hesap verme metni gibidir. İkinci kitabe, Bilge Kağan tarafından erken yaşta kaybettiği kardeşi Kültigin adına 731 yılında yazdırılıp dikilmiştir. Üçüncü kitabe ise bizzat Bilge Kağan adına dikilmiştir. Kitabeler ilk Türkçe metinler olması sebebiyle tarihimiz açısından eşsiz kıymete sahiptir. Türkçeye dair ilk örneklerdir ama öyle ilkel bir dil değildir oradaki. 38 harf ile seslendirilen, edebî anlatımı ve seslenişi ile güçlü bir dil olarak karşımızdadır.
Türk adı burada bazen tek heceli "Türk", bazen de iki heceli "Türük" şeklinde yazılmıştır, ki bugün her iki kullanım da vardır.
Türkiye, dışarıdan bakıldığında kutup yıldızı gibi parlıyor.
Sadece bölgenin güçlü devletlerinden biri değil, tarihten gelen tecrübeleri, bilgi birikimi ve devlet geleneği ile varlığını devam ettiriyor.
Bosnalı bir delikanli bana, "Keşke Türkiye ile sınırımız olsaydı." demişti. Hiç aklımdan çıkmaz bu. Düşünebilir misiniz, Türkiye ile sınır komşuluğunun ne kadar önemli olduğunu? Onun dış dünyaya karşı cesaretini arttıracak, onu güçlü gösterecek.
Devletin düzeninin bozulduğu donemlerde merkezden taşraya gönderilen adaletnâmelerde, Osmanlı sultanı diyor ki,
"Benim eyyam-ı saadet-encamımda bir kulun dahi ziyan görmesine asla rızam yoktur." Kime diyor? Devletin görevlilerine. Çünkü otorite sarsıldıkça yerel güçler alan kapmaya çalışır, vergi tahsilinde haksızlık ortaya çıkmaya başlar, adalet duygusu yok olur. Bizzat sultan, her tarafa fermanlar göndererek adalet duygusunun sarsılmasının önüne geçmeye çalışıyor . Çünkü zulüm ile abad olunmayacağı tecrübeyle sabittir. Bunu sultan adına tesis edecek olan memurların dikkati sürekli çekilir ki, kendi başlarına hareket etmesinler, ahaliye gereksiz zulüm yapmasınlar.