A

Selçuklular-Gazneliler (Daldanakan Savaşı)
Selçuklu tarihi için iki önemli dönüm noktası var. Bunlardan ilki, 1040 yılında Gaznelilere karşı kazanılan Dandanakan Savaşı’dır. Türkmenler, Gaznelilerin elinden sadece Horasan'ı almamışlardır. Aynı zamanda İran’ın kapılarını da açmışlardır. Gazneli Sultan Mesut, savas meydanından kaçarken peşinden iki Türkmen atlısı yetişir. Gazneli Sultan Mesut hemen atını çevirir. İlk kavuşana gürzüyle ağır bir darbe indirir. Bunu gören diğer Türkmen hemen geri döner. Sultan Mesut'un yanındakilerden biri hayıflanır. "Şu vuruşun sahibi olan sultana bakın ki, bu savaşı kaybetti." der. Sultan Mesut iç geçirir, "Vuruş bu vuruş ama ikbal bu ikbal değil artık." der ve atını Hindistan'a doğru sürer. Hakikaten Selçuklular Gaznelilerin ikbalini söndürmüşlerdir. Bundan sonra onlar hızla çöküş devrine girmiştir.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Dilin önemi
Aslında bir toplumun milli benliğini kaybetmesi, dini durumları ile doğrudan ilişkili değildir. Toplumlar baska bir kültür dairesinin içine girdiklerinde dillerini muhafaza ettikleri sürece milli benliklerini de korurlar, dil kaybolunca kültür de kaybolur. Peçenekler, Uzlar ve Kuman/ Kıpçakların başına gelenler de bunlardır. Aynı şekilde vaktiyle Mısır’da hâkimiyet kuran Tolunuoğulları, İhşitler ve Memlüklerden de Türklüğünü muhafaza edenler kalmamıştır.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Alıntı
Türk tarihinin dönüm noktası kesinlikle İslam'a giriştir. Türkler, "eski Türk dini" diye isimlendirdiğimiz bir inanca sahiptiler. Tek Tanrıya inanıyorlardı. Tanrı gökteydi ya da tüm evreni kapsadığı düşünülen gögün kendisi Tanrıydı. Gök Tanrı diyorlardı. İbadet şekilleri hakkında bilgimiz bulunmuyor. Şaman adı verilen bir din büyügü dini işleri çözümlüyordu. O da herhâlde ruhların mutlulugu için bazı ritüelleri yerine getirmek, tedavi etmek, defin veya doğum törenlerini yapmak şeklinde olmalı. Türklerin kendi dinlerini başka milletlere ögretmek, yani dinlerini yaymak gibi bir endişeleri yoktu. Buna karşın Türklerin kapısını çalan pek çok din veya inanış bulunuyordu. Budizm, Maniheizm gibi. Göktürklerde Budist etkisi sınırlı kalmıştır ama Uygurlar arasında önce Maniheizm daha sonra Budizm yayılmıştır. İran'a yakınlıktan dolayı Zerdüstlüğe dair bazı özelliklerin geçmiş olma ihtimali de var.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
Cumhurbaşkanlığı Forsu
Cumhurbaşkanlığı forsunun tanımı ilk olarak 1925'te çıkarılan Sancak Talimatnâmesi’nde yapılmış, şekli ve biçimi belirlenmiştir. Buna göre ay yıldızlı bayrağın sol üst köşesinde ortada on altı ışınlı güneş ve etrafında on altı yıldız bulunur. Bu çizimin kaynağı bilinmiyor fakat Mustafa Kemal Paşa’nın 1922'de İzmir’e girerken otomobiline asılan flamanın ilham kaynağı olması imkân dâhilinde görünüyor. Bugünkü forsa çok benzeyen bu flama, hâlen Anıtkabir müzesinde sergileniyor. Fors, şimdiki biçimini 1925'te çıkarılan talimatnamenin devamı olarak 1936 ve 1985'te çıkarılan kanunlarla almıştır. Forstaki güneşin sonsuzlugu ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni, onu çevreleyen on altı yıldızın ise on altı büyük Türk devletini sembolize ettiği yolundaki yorumlar ilk defa 1969 yılında gündeme gelmiştir. Tekin Erer, bir makalesinde on altı büyük Türk devletinden bahsetmiş, Akip Özbek de Türkiye Cumhurbaşkanlığı Forsu ve Taşıdığı Anlam adıyla kitap yayınlamıştır. Kaynağı belli olmayan ve tamamen yazarın hayal ürünü olarak ortaya atılan bu izahlara, o tarihlerde ilk itiraz da merhum Nihal Atsız’dan gelmiştir. Atsız, 1969 yılının Mayıs ayında yayınlanan Ötüken dergisinde bunu bir masal olarak nitelendirmiş ve bu tür izahların Türk tarihinin yanlış yorumlanmasına sebep olacağını söylemiştir. Nasıl bir yanlışlık? Atsız’ın savunduğu temel görüş, Türk tarihini kesintisiz yorumlamak gerektiğidir. "Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir, Osmanlı Devletinin bir devamıdır." Osmanlılar da Anadolu Selçuklularının ve böyle devam edip gider. Hatta on altı devlet içine alınmayan Karakoyunlu, Akkoyunlu, Memlukler gibi Türkler tarafından kurulan ve yaşatılan pek çok devletin sanıldığından daha büyük olduğunu savunur. Dahası o, Türk devletlerini sayı vererek ögretmenin toplumsal
Sayfa 50·Kitabı okudu
Alıntı
Dokuz sayısının da Türkler arasında sembolik bir anlamı olduğu düşünülüyor. Türk Hakanları birbirine hediye gönderdiklerinde dokuz çeşit veya dokuz adet olmasına özen gösterirlerdi. Buna “dokuzlama” denirdi.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam