Beden zamanla değişiyor, eskiyor, buruşuyor, göçüyor. İçindeki kişinin… İçindeki? Kişinin? Nasıl laflar bunlar? Her neyse içindeki kişinin aynı kaldığını, değişmez bir özü olduğunu varsaymak için aslında elimizde doğru düzgün bir veri yok. Aynı kişi olduğumuzu varsayıyorlar, başka bir seçenek yok. Belki de Occam’ ın Usturası’ nın vazgeçilmezliği. Öyle ya en basit, en yalın çözümü düşünmeliyiz. Peki ama neden? Ya her şey çok saçma bir biçimde farklıysa? Hesaba kitaba gelmiyorsa? O zaman ne olacak?
Nemli, serin bir karanlığın içinden geçip gri avluya vardım. Kanat sesleri yankılanıyordu. Dört katlı taş bina avluyu çepeçevre kuşatmıştı, yukarıda soluk mavi gökyüzü herhangi bir duygu uyandırmaktan çok uzaktı. Kanat seslerinin sahibi olan güvercinleri aradı gözlerim ancak avluya bakan sımsıkı pencerelerden başka bir şey görünmüyordu. Duvar dibinde taşlaşmış kuşları gördüğümde ne olduğunu anladım. Kanat sesleri avluda kısılıp kalmıştı. Sonsuza dek sürecek bir yankı…