"Mezheplerin bu kadar yüceltildiği, kişiliklerin mezhep kimlikleri altında değerli ya da değersiz sayıldığı bir kültürün çatışmaya teşne bir ortam yarattığı açıktır. Müslüman ümmetin en akıllılarının bile birbirini tekfir etmekten çekinmediği, ötekileştirici bir külterel kodlamayla yetiştirildiğimizi kabul edelim. Tahammül, tolerans, saygı İslam kültüründe hep dışa yönelmiştir. Bir gayr-i müslime gösterilen müsamaha, farklı görüşte olan Müslümanlara gösterilmemiş ve gösterilmemektedir."
"Allah'ın Hz. Peygamber dahil kimseye vekalet vermediğini, temsil arzusunun nihayetinde epistemik anlamda dikteyi, politik anlamda diktayı yarattığını görmeliyiz."
"Eleştiri, yol bulmak içindir, eleştirdiğimizi yoldan çıkarmak için değil. Ama istisnasız bütün dinlerde ve dini gruplarda, kendilerine benzemeyenleri mahkum eden bir dilin olduğunu görüyoruz. Afaroz, herem, tekfir terimleri bu mahkumiyetin anahtarları. 'Neden imanın yerini kalp olarak göstermiştir Allah Rasulü?' diye sorar Maturidi ve 'Hiç kimsenin bir başkası hakkında hüküm vermesine imkan vermemek için.' cevabını verir."
"(...) dinin bir üst-anlatı olarak şiddeti tetikleyecek söylemler içerdiği söylenebilir mi? (...) Seküler ideoloji ve kurumların, dinsel olanlar kadar şiddet içerebildiğini hepimiz biliyoruz. Sorun şu ki dinsel şiddet, seküler şiddetten kolay kolay ayırt edilememektedir. İnsanı gerçekte harekete geçiren şeyler ekonomik, politik ve toplumsaldır ve bunları dini motivasyonlardan net çizgilerle ayırmak neredeyse imkansızdır."