"Ona üzülmüyorum ki ben," dedi babam. "Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi.
Keşke seni ağlatmasaydık çocukken, Keske sana o akülü arabayı alsaydık."
ittihatçılar için önce vatandı.
Bunlar vatansever bir neslin çocuklarıydı. Bunlar ateş çemberinin içinde ateşi ve ihaneti görerek yaşayan nesildi.
Makedon dağlarında yaşadıkları ihanetleri başarıya dönüştürerek bunlarla hiç övünmediler.
Övünmeyi katmerli olarak hak ettikleri halde önce vatan ve özgürlükler dediler.
Vaktiyle Namık Kemal “cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten” demisti. Atatürk de şöyle cevapladı: "kımıldan silk yakanı ey koca milllet esaretten."
Bu hakikat meydanda iken nasıl olur da Sevinç yaşları dökerek Atatürk'ü sevmeyelim.
Abdülhamit Taif kararıyla Mithat Paşa’nın bindiği gemiyi üç gün İstanbul açıklarında bekletir. Neden beklettin diyenlere Abdülhamit şu cevabı verir: "Mithat Paşa’nın uğruna kendisini feda ettigi millet, bakalım onun için ne yapacak. Paşa’yı kurtarmaya çalışacak mi diye merak ettim de bunu anlamak için beklettim!"
Gemi bekletildi ancak ne yazık ki halktan tepki gelmedi ve yine kazanan despotizm oldu. Abdülhamit de böylece milletin tepkisini, duyarsızlığını ölçerek daha rahat hareket etme fırsatını yakalamış oldu.
Örgütsüz ve cahil toplumları yönetmek yönetenler için daha kolay olmakta.
İnsan vatanını sever, çünkü vücudu vatanın bir parçasıdır.
İnsan vatanını sever, çünkü çevresine baktıkça her köşesinde anılarını görür.
İnsan vatanını sever her köşesinde çocukluklarını görür.