Otuz üç sene saltanat sürdüm. Pâdişahliğım müddetince ferdin hürriyetine, şahsiyetine daima taraftar idim.
Fakat keyfemayeşa bir hürriyet, gelişi - güzel bir serbestiyi de hiç bir zaman hoş görmedim. Hele matbuatta pek revaçta görülen müstehcen resim ve yazılara, sinsi fikirlerin hâkim olmasına asla müsaade etmedim. Milli an' anelerimizin bozulmasına da taraftar olmadım. Avrupalıların medeniyetini daima takdir ederim. Fakat Hıristiyan-lığı hiç bir zaman Müslümanlığa tercih etmedim ve üstün tarafını da görmedim.. Başkalarını gelişi - güzel taklid etmekten hoşlanmam. Marifet, bu medeniyeti kendi bünyemize uydurabilmektir.
Padişah olarak bu memleketin tarihinde ilk Meclis-i Meb'ûsân'ı ben açtırdım . Fakat mebusların kâfi derecede olgunlaşmamış olduğunu görünce, aynı Meclisi ben kapat-tirdim. Bilir misin ki, Osmanl Meclis-i Meb'ûsânı'nın verdiği ilân-ı harb kararı bize neye mal oldu?.
Bu Rus harbi ile tekmil Balkanlar'ı, Rumeliyi kaybettik. Bu karari hiç beğenmedim. Fakat önleyemedim...
Midhat Paşa, bu hususta çok ısrar etmişti. Harbin korkunç neticelerini çabuk gördüm. Plevne'nin Şanlı müdafaasına, Kars'ın kahramanca savaşına rağmen mağlub olduk. Rus ordulari Ayastafanos'a (Yesilköy'e) kadar geldiler. Zabitani Istanbul'a girdi ve bize şerefsiz bir muâhede imza ettirdiler. Bunu imzalarken Hariciye Nâziri Safvet Paşa’nın hüngür hüngür ağladığını işittiğim zaman son derece kederlenmiştim.
Şimdi sizler de bir harbe girmiş bulunuyorsunuz. Bu da acele olmuş, hissiyata kapılarak memleket tehlikeye itilmiştir!.. ister misiniz ki, bu da bir Anadolu'ya mal olsun?..»