Mevlânâ’ya göre hayatın anlamı aşktır. Ancak bu sıradan bir aşk değil; ilahi aşktır.
Mevlânâ’nın düşüncesinde insan dünyaya gelmiştir çünkü: Ruh, kaynağı olan hakikate yeniden dönmek ister.
Bu yüzden insanın içindeki özlem, arayış ve huzursuzluk aslında hakikate duyulan özlemdir.
Her Kapıyı Çalan Ama İçeri Giremeyen!
Kendisi, Fatih Sultan Mehmed ile aynı fikirde olmadığını açıkça ortaya koyarak Ayasofya’nın açılmaması için elinden geleni yapmış; fakat bütün çabasına rağmen tarihin yönünü tayin edememiş ilginç bir figürdü. Bu yönüyle, iradesi iddialı; sonucu ise sınırlı bir çabanın temsilcisi olarak kalmıştı.
Halil İnalcık’ın Rockefeller bursuyla şekillenen zihni, ona entelektüel bir derinlik kazandırmıştı; ancak bu derinlik, çoğu zaman köklerinden uzaklaşan bir bakış açısına da kapı aralıyordu. Rockefeller tarafından burs verilerek Türk tarihi üzerine çalışmaları desteklenen Halil İnalcık’ın öğrencisi olmakla övünmesi, bir aidiyetten ziyade, bir referansa yaslanma ihtiyacını da içinde barındırıyordu.
Toplumdaki karşılığı ise ilk bakışta etkileyiciydi: Her kesime hitap edebilen, zıt görüşleri aynı anda kuşatabilen ve tek bir potada eritebilen bir profil… Fakat bu geniş etki alanı, beraberinde şu soruyu da getiriyordu:
Gerçekten herkese hitap edebilmek bir derinlik midir; yoksa hiçbir yerde tam anlamıyla duramamanın ince bir formu mu?
Bir ateisti, bir deisti, bir Hristiyanı, bir Budisti, bir Museviyi ve hatta bir Müslümanı etkileyebilmek… Bu, kuşkusuz güçlü bir iletişim becerisiydi. Ancak aynı zamanda, her kesime göre şekil alabilen bir söylemin hakikatten ne kadar pay aldığı da tartışmaya açıktı.
Belki de onu “herkes” yapan şey tam olarak buydu:
Her kapıyı çalabilmek…
Ama hiçbir kapının ardında tam anlamıyla kalamamak.
Gerçek Tersinden Okunur.
İnanıp inanmamakta özgürsünüz; fakat gerçek şu ki, Amerika şeriatın dünya çapında hâkim olması için çalışan bir devlettir. İslam dünyasının içi münafık kaynıyor; ortalık çürük dolu. ABD, bunları temizlemek için uğraşıyor. 'İç temizliği Amerika yaparken, dış temizliği de Türkiye yapacak!' Ne var ki, bunu Müslüman toplumlar içinde kavrayabilmiş olan yalnızca 35–40 kadar Müslüman vardır; geri kalanının bunu anlaması ise neredeyse imkânsızdır. Yani demek istiyorum ki: Siz, şeriatı getirmek için çalışan insanları görseydiniz, onlara ‘kâfir’ derdiniz. Bu konuyu derinlemesine araştıranlar, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır…
İnsanları “ideal” kalıplara sığdırmaya çalıştıkça, hayal kırıklığı da büyür.
Sosyal medya ve modern hayat sürekli “kusursuz” görüntüler sunar;
oysa gerçek hayat filtresizdir, çizikleriyle ve kusurlarıyla gerçektir.