"Senin de ince, sızılı, buruk bir yalnızlığın var işte...
Biz buralarda yalnızız.
Yalnızlıktan kurtulmak için kaçıp gittiğimiz iklimler zaten yalnız."
Dilaver Cebeci
Leyla gözlerini Pusat'a dikerek bir kaç saniye baktı. Sonra kendisini dayanılmaz derecede güzelleştiren gülümseyişiyle:
-Müsaade ediyorum. Beni sevebilirsiniz! dedi.
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya'nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Dilaver Cebeci
Tohumlarım umudu, elin elimde üşür
Vurulur ardın sıra bir bozkırın rüyası
Perçemlerini tuttur, kirpiklerini düşür
Sabahın göğsünde hür, ölümdür her akşamım.
Kaya gibi sert olur bu toprağın mayası
İşim başımdan aşkın, ben meşgûl bir adamım..