Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme
Tarih boyunca nice "Sezarlar" çıktı;
ordular kurdu, şehirler fethetti,
haritaları değiştirdiğini sandı.
Ama unuttukları bir şey vardı:
Toprak sadece taş ve toprak değildir.
Bir yerin ruhu vardır.
Anadolu, sıradan bir coğrafya değildir.
Burası inancın yoğrulduğu, sabrın sınandığı, medeniyetlerin imtihan verdiği bir yerdir. Bu topraklarda güç tek başına hüküm sürmez.
Burada kalıcı olan;
adalet, iman ve fedakârlıktır.
Nice imparatorluklar geldi geçti..
Ama bu topraklara zorla tutunmak isteyenler
hep aynı hakikatle karşılaştı:
Anadolu teslim alınmaz,
ancak gönülle kazanılır.
Çünkü Anadolu'nun mayası
kılıçla değil,
secdeyle karılmıştır.
Ve tarih bize şunu fısıldar:
Zorla gelen büyür gibi görünür...
Ama kök salamaz.
Bu yüzden mesele bir şahıs değil;
bir ruhtur.
Ve o ruh hâlâ dimdik ayaktadır.. Elhamdülillah