Ebu Nasr et-Temmar anlatıyor; adamın biri vedalaşmak üzere
Bişr b. Haris'in yanına gelir. "Ben hacca gitmek isterim, bana
bir tavsiyen var mı?" diye sorar. Bişr, "Ne kadar bütçe ayırdın?"
diye sorar. Adam, "iki bin dirhem," der. Bişr adama sorar: "Sen
niçin hacca gitmek istersin? Niyetin dünyadan uzaklaşmak
mı, Kabe'ye duyduğun özlemi gidermek mi, yoksa Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmak mı?" Adam, "Allah'ın hoşnutluğu
nu kazanmak için hacca gitmek isterim," der. Bunun üzerine
Bişr, "Evinde oturduğun yerden iki bin dirhem harcayarak
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ister misin?" diye sorar.
Adam, "isterim,'' der. Bişr, "O halde o parayı on kişiye dağıt
ki aralarında borçlu olan borcunu ödesin, fakir olan ihtiyacını .
görsün, ailesi kalabalık olup zar zor geçinen kimse biraz ferah
lasın, yetime bakan kimse yetime harcasın. Gönlün el verir de
onu tek bir kişiye vermek istersen ver, bir Müslümanın kalbini
neşeyle doldurman, bir dertlinin derdine derman olman, bir
muhtacın ihtiyacını görmen hac olan farzdan sonra yapaca
ğın yüz hacdan daha değerlidir." Bunları söyledikten sonra
Bişr, adama "Haydi kalk ve dediğimi yap ya da içinden geçeni
bize açıkla," der. Adam, "Ey Bişr, içimden geçen hacca gitmek
tir," der. Bunun üzerine Bişr güler ve adama dönüp şöyle der:
"insan parayı ticaretin kirli işlerinden ve helal olup olmadığı
şüpheli yollardan kazanınca, benliği onu ancak kendi arzu
larını tatmin için harcamaya itiyor. Fakat gözünü boyamak
için salih amelleri/ibadetleri paravan olarak kullanıyor. Oysa
Allah, ancak kalbi korku ve hürmetle titreyenlerin (müttaki)
amellerini kabul edeceğine dair yüce zatına yemin etmiştir."