Aysun

Seyrüsülılkte yaşadığı her ilginç halde durup ona ta­kılan kimsenin adımları yavaşlar, maksada ulaşmaktan mah­ rum kalır.
Reklam
Bu grup iyi ahlak, tevazu ve engin gönüllülük iddiasında olup sufılere hizmet işine soyunmuş kimselerdir. Etraflarına bir grup insan toplar ve onlara hizmet sorumluluğunu sırtına alırlar. Fakat bunu insanlar üzerinde güç ve servet aracı olarak görürler. Hedefleri gerçekte sufılere hizmet değil, büyüklük davasıdır. Her ne kadar insanlarla ilişkilerinde hizmet ve teva­ zu kisvesine bürünseler de gizli gündemleri toplumda yüksel­ mektir.55 Amaçlarının güya dervişlerle iç içe dostça yaşamak olduğunu gösterirken gerçek amaçları arıları peşlerine takıp güç oluşturmaktır. Bunların bir özelliği de şudur: Helal oldu­ ğu şüpheli veya haram olan yollardan belli bir ekonomik güç oluşturur ve onu sayılarının artması için dervişlere harcar, bu yolla adlarının hizmet ehli olarak yayılmasını sağlarlar. Bazı­ ları doğrudan devlet yöneticilerinin paralarını alıp dervişlere, bazıları hac yolundaki sufılere harcarlar. Sorsan niyetlerinin iyilik ve infak olduğunu söylerler ama asıl niyetleri gösteriştir. Bunun delili de Allah'ın açık ve gizli tüm emir ve buyrukları­nı ihmal etmeleri, haram parayı alıp harcamaktan rahatsızlık duymamalarıdır. Haram paraları toplayıp iyilik olsun diye hac yolunda harcamak, cami inşa edip duvarlarını necasetle sıvamaya ve sonra da "Kastım, Allah'ın evini mamur hale ge­tirmektir," demeye benzer.
Filan kimse çok namaz kılar, çok oruç tutar," den­di. Bişr el-Hafı buna şöyle karşılık verdi: "Zavallı insan kendi halini bırakıp başkasının haline bürünmüş. Oysa onun yapma­sı gereken açları doyurmak, yoksulların ihtiyacını görmektir. Bunları yapması, bir taraftan para biriktirmeye ve parasını yok­sullardan esirgemeye devam ederken kendisini aç bırakmasın­dan da kendisi için namaz kılmasından da daha hayırlıdır.
Ebu Nasr et-Temmar anlatıyor; adamın biri vedalaşmak üzere Bişr b. Haris'in yanına gelir. "Ben hacca gitmek isterim, bana bir tavsiyen var mı?" diye sorar. Bişr, "Ne kadar bütçe ayırdın?" diye sorar. Adam, "iki bin dirhem," der. Bişr adama sorar: "Sen niçin hacca gitmek istersin? Niyetin dünyadan uzaklaşmak mı, Kabe'ye duyduğun özlemi gidermek mi, yoksa Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak mı?" Adam, "Allah'ın hoşnutluğu­ nu kazanmak için hacca gitmek isterim," der. Bunun üzerine Bişr, "Evinde oturduğun yerden iki bin dirhem harcayarak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ister misin?" diye sorar. Adam, "isterim,'' der. Bişr, "O halde o parayı on kişiye dağıt ki aralarında borçlu olan borcunu ödesin, fakir olan ihtiyacını . görsün, ailesi kalabalık olup zar zor geçinen kimse biraz ferah­ lasın, yetime bakan kimse yetime harcasın. Gönlün el verir de onu tek bir kişiye vermek istersen ver, bir Müslümanın kalbini neşeyle doldurman, bir dertlinin derdine derman olman, bir muhtacın ihtiyacını görmen hac olan farzdan sonra yapaca­ ğın yüz hacdan daha değerlidir." Bunları söyledikten sonra Bişr, adama "Haydi kalk ve dediğimi yap ya da içinden geçeni bize açıkla," der. Adam, "Ey Bişr, içimden geçen hacca gitmek­ tir," der. Bunun üzerine Bişr güler ve adama dönüp şöyle der: "insan parayı ticaretin kirli işlerinden ve helal olup olmadığı şüpheli yollardan kazanınca, benliği onu ancak kendi arzu­ larını tatmin için harcamaya itiyor. Fakat gözünü boyamak için salih amelleri/ibadetleri paravan olarak kullanıyor. Oysa Allah, ancak kalbi korku ve hürmetle titreyenlerin (müttaki) amellerini kabul edeceğine dair yüce zatına yemin etmiştir."
Ahir zamanda üzerine farz olmadığı halde hacca gidenler çoğalacak, seyahatleri kolay ve rızıkları bol olacak. Ama hacdan elleri boş dönecekler. Komşuları, karşılayama­dıkları ihtiyaçları tarafından esir alınmış vaziyetteyken, onlar binekleri üzerinde dağ bayır aşmakta, komşularının yanında bulunup dertlerine ortak olmamaktadırlar."
Reklam