İhtiyaç duyulmayan binaların yapılması ve ölüp gittikten sonra bu yapıların geride kalmasının ne faydası olabilir? Bunların bas
kın duygusu riya, şan ve şöhrettir. İkincisi, hayır için yaptıkları harcamalar ve inşa ettirdikleri yapılarla insanların iyiliğini
düşündüklerini ve niyetlerinin halis olduğunu sanırlar. Oysa kimsenin haberi olmayacak biçimde bir yoksula tek bir dinar
bağış yapmaları istendiğinde yüksünürler. Çünkü bağışlarını
gösteriş için yaparlar, yaptıkları bağışlarla şan, şöhret kazanmak
ve isimlerini sonsuza kadar yaşatmak isterler. Halbuki isimleri binalara kazınsa da kazınmasa da insanlar bilse de bilmese de,
yaptıkları iyilikleri Allah bilmektedir. Eğer Allah için yapıyor
olsalardı iyiliklerinin gizli olmasından yüksünmezlerdi.
Hz. Peygamber'in [sav] bir hadis-i kudsisinde geçen "Bana yakınlık kazanan kullarım, kendilerine farz kıldığım ibadetler kadar başka bir ibadetle bana yakınlık
kazanabilmiş değillerdir,"sözünü unuturlar.
Sen yeryüzünün evtadındansın,"33 "Sen Allah dostlarındansın," sözlerine aldanıp mutlu olur, dolaylı da
olsa onları onaylarlar. Hayranlarının övgülerini kendileri için tezkiye kabul eder, Allah katında makbul kul olduklarının
delili sayarlar. Övgü karşısındaki tutumlarının aksine yergiyle karşılaşsalar bambaşka birine dönüşürler. Kendilerine biri ağır söz söylese o kişiyle mücadele eder, hatta ona "Allah seni
ebediyen bağışlamasın!" diye beddua da eder.
Zahidlerden kimi bedensel ibadetlerde çok katı
olur, günde mesela bin rekat namaz kılar, Kur'an'ı hatmeder. Ama bunu yaparken kalbinden geçen duyguları denetlemek aklına bile gelmez. Riya, kibir ve kendini beğenmek gibi tehlikeli duyguları unutur. Unutmasa bile bunları kendisine ya
kıştırmaz. Kendisine yakıştırsa da bedensel ibadetlerinin tera
zinin iyilik kefesini ağırlaştırarak kendisini kurtaracağını düşünüp rahatlar. Heyhat! Takva sahibi bir kimsenin takvasının bir zerresi, basiret sahibi bir kimsenin ahlakının bir parçası,
dağlar kadar bedensel ibadetten faziletlidir.