Bu grup oruçla aldananlardır. Bunların bir kısmı sürekli oruç
tutar, bir kısmı mübarek günleri oruçlu geçirir. Oruca göster
dikleri özene karşı dilleri gün boyu gıybet ve boş sözlerden,
kalpleri riyadan, akşamları mideleri haramdan uzak durmaz. Bunlar Üzerlerine farz olmayan nafile ibadetlere bu kadar il
giliyken asıl sorumluluklarını ihmal ederler. Hal böyleyken kurtulacaklarını sanırlar ama ne mümkün! Ancak Allah'a selim/an-duru bir kalple gelenler kurtulurlar.
Bunlar Kur'an tilaveti konusunda aldananlardır. Sabah akşam
gürül gürül Kur'an okur, bazen bir güne bir hatim sığdırırlar. Dilleri Kur'an okurken kalpleri kah kuruntulara dalar kah dünyalık işlerin düşüncesine kapılır. Kur'an okudukları halde
onun manasını düşünmez, öğüdünden etkilenip sakındırdıklarından sakınmaz, buyruklarını yerine getirmez, ibretlik kıssalarından ibret almazlar. Kur'an okurken, belki onun lafzından keyif alsalar da mana ve inceliklerinin manevi hazzını
yaşayamazlar. Biri, Kur'an'ı günde yüz
,kere hatmetse de eğer onun içindeki buyrukları yerine getirmez, yasaklarından sakınmazsa Allah'ın cezasını hak eder. (Bunların hali, içindeki kurallara uyması için efendisi tarafından kendisine yazılı belge verilmiş uşağa benzer. Uşağın derdi belgeyi anlamak ve içindeki kurallara uymak olması gerekirken onun derdi
başkadır. Uşak belgeyi ezberler, onu sabah akşam nağmeli
nağmeli okur, ama içindeki kurallarla ilgisi yoktur.) Bunların
bazıları güzel seslidir. Bazen Kur'an'ı makamla okurken keyif alır ve bunu Allah'a yakarışın manevi hazzı zannederek ken
dini kandırır. Heyhat! Onun bütün lezzet ve keyfi nağme ve
makamdadır. Eğer Allah'ın sözünün lezzet ve keyfini tatmış olsaydı kendi nağme ve makamı ne dikkatini çeker ne hatırına gelirdi. Allah'ın sözünün lezzeti manasındadır.
Bu grup, namazda Fatiha, diğer sure ve duaların okunuşun
da, harflerin doğru telaffuzu (meharic-i hurılf) ve tecvide uy
gunluğu konusunda aşırıya kaçanlardır. Şeddelerin hakkını vermek, özellikle "dat'' harfi ile "zı" harfini birbirinden ayırmak ve namaz boyu harflerin mahreçlerini tutturabilmek için gereğinden fazla ihtiyat gösterir, adeta namazın diğer rükün ve inceliklerini unuturlar. Fatiha'nın ne manası ne derinlik
leri üzerinde düşünürler. İnsanların namazda Fatiha oku
ma sorumluluğunun, Arapların günlük hayatta konuşurken
harflere gösterdiği özenden daha fazla özen gerektirmediğini anlayamazlar. Bu büyük bir aldanıştır. Bu kimselerin hali, sul
tanın huzurunda diplomatik/siyasi önemi haiz bir mektubu okurken, doğru telaffuz edemeyeceğinden korkup harfleri üs
tüne basa basa seslendiren ve emin olamayıp arada kelimeleri
tekrar eden evhamlı elçinin haline benzer. Evhamını yatıştırma derdine düşen elçi ne protokol kurallarını aklına getirir ne mektubun içeriğindeki mesajın önemini fark eder. Böyle bir elçi görevinden alınıp cezalandırılmakla kalmaz ayrıca akıl hastanesine de yerleştirilir.