Bir rüya gördüm. Beyaz orkidelerle çevrili bir bahçede yürüyorum. Yüreğim aynı beyazlıkta, heyecanım taze, umudum benimle, benden fazla. Her yer, yeni bir sayfa açılmış gibi bembeyaz. Önümde boş, uzunca bir yol var arkama bakmadan yürüyorum. Daha önce gördüğüm rüyaları geride bırakmış, geriye bakmadan yürüyorum. Aklımdan tek şey geçiyor: mutlu etmek, mutlu olmak doyasıya.
Bu düşünceler deryasında umutla ilerlerken önüme bir kapı çıkıyor. Açmaya çalışıyorum ama kapı kilitli. İçeriye girmek istiyorum ama kapının kolu bana izin vermiyor. Vazgeçmek gibi bir düşüncem yok ama kilitli bir kapıyı tek başıma aşacak gücüm de yok.
Başımı gökyüzüne kaldırıyorum. Ve bir kırlangıç görüyorum. Özgürce ve hoyratça kanatlarını çırpan; orkideler gibi bembeyaz göğsünü mağrurca kabartan kırlangıç birden alçalıyor ve yanımda duruyor. Benden kaçmıyor. Omzuma konuyor. Ve konuşmaya başlıyor. Kırlangıçlar konuşur mu? Aramızda kalsın rüyalarda konuşuyorlar. Ve bana anlatıyor. Bu kapının ancak diğer taraftan açılabileceğini, sizi tanımak ve sizinle bu yolda yürümek isteyen bir insanın ne olursa olsun o kapıyı açacağını ve size bir adım atacağını söylüyor. Tamam burada bekleyeceğiz diyorum. Evet bekleyeceksin diyor. Onun göğsüne dokunup peki benimle bekler misin diyorum. Bunu söylemem onu ürküttü mü bilemiyorum ama birden kanatlarını çırpıp havalanıyor. Havada süzülerek uçarken bana dönüyor ve diyor ki, hayatımız kısa ama benim hayatım senden de kısa, hâlâ vaktimiz varken karşımıza çıkan ve bizi sevmek isteyen insanlara kapımızı kapatmamalıyız. Ben bir kapıyı açmaya gidiyorum ve senin için de kapıların açılmasını diliyorum. Hem üzülme ben yanında olmasam bile senin
"Bir Kırlangıcın Daha Var."