Yazarın "Çalıkuşu" kitabında olduğu gibi bu eserinde de öğretmen bir kadın karakter ana planda yer alıyor. Ta ki bir sandıktan çıkan hatıra defterine kadar. Babasının hatıra defterini okumaya başladığı andan itibaren öğretmene değil babasının hikâyesine dahil olmaya başlıyoruz. Hikâye bir anda eksen değiştiriyor. Annesini kaybetmiş bir kadının uzak kaldığı babasını tanımaya başlamasına tanıklık ediyoruz, bu defter ile. Çalıkuşu gibi bir kitap beklerken tamamen farklı bir hikâyenin içerisindeyiz. Acımak, genç bir kadın ile babasının gizli hesaplaşması diye tarif edebileceğim bir kitap. Bu hesaplaşma, geçmişi ve ön yargıları tamamen geride bıraktırıp yeni bir sayfa açmaya mı yol açacak yoksa sonunda açacak sayfa kalmamış mı olacak. Bu kitabı bitirdikten sonra insanı düşüncelere sevkedecek soru bu. Akıcı bir anlatım ile tek solukta okunabilecek, uzun olmayan bir hikaye. Bu hikaye kadar, hikayenin içindeki bir karakteri anlatmak için söylenen tek cümle de beni etkilemiştir:
"Kitaplar içinde yaşayan, hayatla teması pek az olan."