Hayat hiç bugünkü kadar geçici olmamıştı. İnsana süreklilik ve kalıcılık vadeden hiçbir şey yok. Varlık yoksunluğu içinde sinirler de boşanıyor. Hiperaktif ve hızlanmış bir yaşam, ölümün kendini hissettirdiği o boşluğu doldurma çabasından başka nedir ki. Hayatta kalma histerisiyle yaşayan bir toplum ne yaşamayı ne de ölmeyi beceren bir Ölü Olmayanlar Toplumu'dur.
Cinai şiddet döngüsü, insanların birbirini taklit etmesiyle ortaya çıkmaz oysa ki. Mimesis kan davasının yıkıcı şiddet döngüsünü açıklayamaz. Arkaik intikam pratiğinde, mesele cinayetin taklidi değil, bizzat kendisidir. Öldürme işleminin içkin bir değeri vardır. Mimetik değil, kapitalist bir ilke hâkimdir arkaik şiddet ekonomisine. Ne kadar çok şiddet uygularsa, kişinin iktidarı bir o kadar güçlenir. Ötekine karşı şiddet, insanın hayatta kalma şansını ve yeteneğini çoğaltır. Ölümün üstesinden öldürmekle gelinir. İnsan böylelikle ölüme hükmedeceği inancıyla öldürür.
Psikanalist Charles Rycroft'ın kaleme aldığı ifadelere göre "süperego ile çelişki içinde olan davranış suçluluk duygusu uyandırırken, egoidealiyle çelişki içinde olan davranış utanç yaratır".
Tüm dinler, ahlak kuralları, sanat dalları, bilimler, politikalar ve terapi yöntemleri belli ilgi tiplerini organize ve teşvik eder; kendi farklı yollarıyla bize nereye bakacağımızı ve kimi dinleyeceğimizi söylerler; kendimizde neye değer vermemiz gerektiğini ve ne açıdan değer göreceğimizi bize söylerler: Kendimizde neye ilgi göstermeliyiz ve neye, normalde gösterdiğimizden daha az ilgi göstermeliyiz?