Öfke için düşmanca patlamalar gerekmez. Bu, her şeyden önce, yaşanması gereken fizyolojik bir süreçtir. İkincisi, bilişsel bir değeri vardır - temel bir bilgi sunar insana. Öfke her şeyden kopuk bir halde tek başına var olmadığından, içimde bir kızgınlık hissediyorsam, bunun beslediğim bir algıya cevaben ortaya çıkmış olması gerekir. Şahsi bir münasebette yaşanan bir kayıp veya kayıp tehdidi karşısında oluşabileceği gibi, sınırlarımıza yönelik gerçek veya tehdit olarak algılanan bir saldırıya işaret ediyor da olabilir. Kendime, öfkemi yaşama veya kızgınlığımı tetiklemiş olabilecek şeyi enine boyuna düşünme imkânı verirsem, kimseye zararım dokunmadan muazzam bir güce erişirim. Koşullara bağlı olarak, öfkemi bir biçimde dışavurmayı veya serbest bırakıp salıvermeyi seçebilirim. Burada kilit nokta, öfke deneyimini bastırmamış olmamdır. Kızgınlığımı gerekli sözler veya hareketlerle sergilemeyi tercih edebilirim, fakat kontrolsüz bir celallenme biçiminde köpürüp patlamam gerekmez. Sağlıklı öfkede; dizginlenemeyen duygular değil, kişinin kendisi sorumlu olmayı sürdürür.
Bir defasında bir terapistten şunları duymuştum: "Suçluluk ile kırgınlık hissetmek arasında bir seçim yapmanız gerektiğinde, her defasında suçluluğu seçin." Bu bilgece tavsiyeyi o günden beri birçok insana aktardım. Bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin. Kırgınlık ruhun intiharıdır.
Uç derecedeki iyimserliğe antidot olarak negatif düşüncenin gücünü öneriyorum. Bunun hemen ardından "Şaka yapıyorum tabii ki," diye eklemem lazım. "Aslında benim inandığım şey, düşüncenin gücü." Düşünce kelimesinin yanına pozitif sıfatını getirip koyduğumuz anda, bize "negatif" gelen realiteleri dışarıda bırakmış oluyoruz. Pozitif düşünceye sarılmış insanların çoğunda süreç böyle işliyor. Hakiki pozitif düşünce tüm realitemizi kucaklayan bir şekilde işe başlıyor. Gerçekle; tüm çıplaklığıyla, bu çıplak gerçek her ne olursa olsun, yüzleşebileceğimiz konusunda kendimize güvenebileceğimiz duygusundan besleniyor.
Doktor Michael Kerr'in vurguladığı üzere, zorlayıcı iyimserlik, kaygılarımızla yüzleşmemek için onları bastırıp boğma yollarından birini oluşturuyor. Bu tür pozitif düşünce, bir sebepten incinmiş olan çocuğun başa çıkma mekanizmasıdır. Farkında olmadan incinmiş olan yetişkin de, çocukluktan kalma bu savunma biçimini bir hayat prensibi haline getirir.
"Ona karşı hiçbir kırgınlık hissedemedim" cümlesi genç adamın babasına karşı duyduğu kızgınlığı ortaya koyuyor. Psikoterapide bu tür "inkâr yoluyla teyit"lere sıkça rastlanır: konuşan kişi kendisine sorulmamış olan belirli bir duyguyu-genellikle öfke- hissetmediğini kendiliğinden açıklar. Sormadan yapılan bu açıklama kişinin bildiğinden daha geçerli olur. Hiçbir kırgınlık hissedemediği doğru olmakla birlikte, bunun tek sebebi duygu farkındalığının uzun zaman önce zedelenmiş olmasıydı. Farkında olmayarak da olsa, kızgınlığının, bilincin sınırları ötesine geçtiğini bildiriyor olacaktır. Bu olumsuz önerme -"hiçbir kırgınlık hissedemedim"- bu kızgınlık ile bastırma kuvvetleri arasındaki iç çatışmayı temsil etmekteydi.