Öyleyse kendini bilmek onu işletmeye bağlıdır; inanç sorunu değildir; onun ardından her gün, ısrarla giderseniz işlev görür, işler. Kendini bilmekle farkındalık oluşur—başka bir deyişle, kuşlann, ağaçların, bakımsızlığın, pisliğin, güzelliğin, rengin, dışınızdaki her şeyin farkında olmak. Çünkü dış devinim içi devinimi de getirir. Dış devinimi anlamadan içte yol alamazsınız. Bu ikisi birdir; denizde bir ileri bir geri devinen gelgit gibi birleşik bir süreçtir.
Özgür bir insan, korkusu olmayan, berrak bir zihni, canlı, güçlü, enerji dolu bir kalbi olan insan yardım istemez. Biz, siz ve ben, kimsenin yardımı olmadan, bütünüyle kendi başımıza ayakta kalmalıyız.
Gerçekte istediğiniz, bu rezil dünyada, biraz değişmiş bir biçimde, yaşamlarınızın çirkinliğini, varoluşunuzun acımasızlığını, günlük çatışmalannızı sürdürerek yaşamanız için size yardım edilmesi.
Ne kadar yüce, ne kadar hoş, ne kadar güzel olursa olsun, ideallerimizin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü olanla olması gereken arasında çatışma yaratır. Olan önemlidir, olması gereken değil.
Kendinizi bilmek kendinize yükleyebileceğiniz en zor iştir. Aya gidebilirsiniz, yaşamınızda her şeyi gerçekleştirebilirsiniz, ama kendinizi bilmezseniz, boş, körelmiş, aptal biri
olup çıkarsınız.