Her şey alabildiğine tuhaf ve rahatsız ediciydi. Buradakinden başka bir hayat bildiğim yoktu, ama hayal meyal hatırladığıma göre annemle babam bașka türlü yaşarlardı: Konușmaları başka türlüydü, neșeleri başka türlüydü; birlikte yürür, birlikte oturup kalkarlardı; birbirlerine yakındılar. Akşamları pencerenin önünde oturup sık sık ve uzun uzun gülerler, bağıra bağıra șarkı söylerlerdi.
Çok az ağlardım, o da yalnızca kalbimi kırdıklarında; yoksa acı beni ağlatmazdı. Ağlamam babamı her zaman güldürürdü, annem ise bağırırdı:
- Sakın ağlayayım deme.
“Sana çok az kişinin anladığı büyük bir gerçek anlatayım.
İnsan ruhunun en büyük zaferleri ve en büyük başarıları kimsenin bilmediği ve tahmin edemediği şeylerdir.
İnsanların en büyük zaferlerini tıpkı vahşi çiçekler gibi kimse bilmez, görmez.”
Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak
Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek
Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak
Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek
Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek
Kucaklıyor beni Metin Altıok
"Aldırma" diyor gülerek
"Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak"
Ataol Behramoğlu