Benim gibi içi ölmüş bir insanın ansızın yeniden çiçeklenişini, damarlarımda kanın kızıl ve huzursuz akışını, duyguların bu sıcaklıkla ağır ağır uyanışını ve tatlı ya da buruk, bilinmeyen bir meyve gibi olgunlaştığımı hissettim.
Rastlantı meydan okuyuşuma boyun eğmiş ve ben daha önce hiç yaşamamış olduğum bir esrimenin, anlamsızca bir sevincin içine düşmüştüm; aslında bu atın kazanmasını istemediğimi, niyetimin paradan kurtulmak olduğunu, her şeyin benim iradem dışında gerçekleştiğini söyleyerek kendimi boşu boşuna kandırmaya çalıştım.
Ansızın kendimi zorlayarak geri attım. Ne oluyordu burada? Bu bağıran kimdi? Bu, “Teddy! Teddy!" diye kudurmuş gibi haykıran kimdi? Bendim bu bağıran.
Kendimi o taşkınlık halinde yakalayınca korktum. Kendimi tutmak, frenlemek istedim, yaşadığım coşkunun orta yerinde ansızın kapıldığım utanç azap vericiydi.