Ve şimdi, on dakika önce kalemi elime aldığımda bilincine varmamış olduğum şeyi de aniden kavrıyorum: Bu olayı kâğıda geçirmemin tek nedeni, onu bir kez daha nesnel olarak saptanmış biçimde karşımda görmek, bir kez daha tüm duyularımla tadını çıkarmak ve aynı zamanda zihinsel olarak içselleştirmek.
Ne var ki bu satırları zaten sadece kendim için yazacaktım ve kendime bile tam açıklayamadığım bir şeyleri başkaları için anlaşılır kılmak gibi bir niyetim hiç yoktu.
O andan itibaren de içimde, olayların sıra dışılığını yaklaşık olarak bile betimleyemeyeceğimden korksam da, o macerayı kâğıda dökmek için tarif edilmez bir dürtü hissediyorum.
Sanki damarlarındaki son kuvveti toplamış, son dermanını, kendisini senelerce süren yorgunluklardan sonra bir bıçakta ebedi rahata kavuşturacak olan bu adama saklamıştı.