tanıdık biçimde belirmiş Geçmiş’in– onları kimi nesnelerin sahip oldukları oldukça gerçekdışı renkleri içinde bir tür yanılsama uyarınca birkaç adım ötemizdeymiş gibi görürüz ama gerçekte yüzyıllarca ötede dururlar; tüm görünüşleriyle zihnimize oldukça doğrudan seslenir, zihinlerimizi yüceltirler ki, bu da çoktan gömülüp gitmiş bir yüzyıldan gelme birer hayalet oldukları düşünülürse, şaşırtıcı değildir; gene de burada, tam ortamızda, güneş ışığı altında, hiç kıpırtısız dururlar, onlara yaklaşır, sürtünür, dokunuruz.
Racine’in bir trajedisi, Saint-Simone’un hatıralarının bir cildi artık yapılmayan güzel eşyalar gibidir. Büyük sanatçıların, olgunluğunu parlaklaştıran ve kendinden gelen canlılığını ortaya çıkaran bir özgürlükle bu eserleri işlediği dil, bizi, geçmiş zaman işçilerinin kullandıkları, bugün hiç kullanılmayan bazı mermerlerin görünümü gibi heyecanlandırır.
çünkü sözcükler düşüncemiz tarafından özlerine olan yakınlıklarına göre değil de, kendimizi betimleme arzumuz uyarınca seçilmişse, bizi değil o arzuyu temsil eder.