Herbirimiz, her an acı çeken bir gövdeye dönüşebiliriz, ya da böyle bir gövdenin yardımcısı, bakıcısı, gözlemcisi olabiliriz.
Acı çekme durumu, bir yaşam boyu gözönünde tutuldukça, gelip geçici de olabilir, sürekli de olabilir.
Acı çekmek bir gövde için bilinmedik bir şey olmayabilir
ama bu durum uzun sürdüğünde bunun üzerinde düşünmeye başlanabilir. Acı çekme, gövde için, daha önceden bildiği bir şey de olsa, onu sağlıklı durumdan ayıran çok sade, çok yalın bir şey vardır. Sağlam gövde kendinin farkında değildir; acı çeken gövdeyse sürekli olarak kendinin farkındadır. Bu da insana, önceleri, çok yadırgatıcı gelir. Sonraları alışılsa bile, acı çekmek gövdenin "Başkaldırdığı!" bir durumdur.
Acı çekme, bir bakıma, paha biçilmez bir bilgi edinme yoludur. Elbette "böyle bilgi eksik olsun!" diyebiliriz; ama yaşama ilişkin herhangi bir konuda bu tutum biraz tuhaftır gene de. Dışarıdan bakan için, acı çeken bir gövdenin yakınlığı birçok sorun yaratır. Bunlardan ilki, düpedüz bir kabul etme sorunudur.
Daha doğrusu, sevdiği bir insanin, yakınının, çok yakınının, örneğin onulmaz bir hastalığa yakalanmış olduğuna inanmak istememektedir; inanmaya razı olmamaktadır. Kabul etmek, elbette, hastalığın varlığını reddetmek biçimine girse bile, bu tutum sürdürülemez. Hastalığın varlığını kabul etmekle de iş bitmez. Asıl güç olan bu yeni durumun gereğini düşünebilmek, kendi davranışlarını, kendi yaşayışını ona göre ayarlamaktır. Alışılmış en güç işlerden biri… Alışageldiğimiz her türlü ilişki/davranışın kökten değişmesi gerekebilir. Oysa uzun süre hastayla değil, sağlıklı kişiyle ilişkinizi, davranışınızı farkına bile varmadan sürdürmeğe çalıştığınızın farkına varırsınız zamanla. Vardığınızda da gereken değişiklikleri hemen yapamazsınız. Hasta artık bağımsız yaşayışından çıkmış, çeşitli