Başkalarının verdiği imkânla ışık saçan biri olma, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükûnete ihtiyaç duyma. Özetle bir adamın kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil.
Şafakla birlikte, kendine şunları söyle: İşgüzar, nankör, küstah, hilekâr, haset, geçimsiz kişilerle karşılaşacağım. Bu kötü özelliklerin hepsi iyi ve kötü bilgisizliğinden bu kişilerin başına geldi. Fakat ben, iyinin doğasının güzel, kötünün doğasının çirkin olduğunu gördüm.
Bakın, diyelim farkındayım, herşeye bakıyorum, ağacın hareketine, suya, bir dağın kıvrımına bakıyorum, kendime bakıyorum; bakıyorum, düzeltmiyorum; bunun olması gerekiyor, bunun olmaması gerekiyor demiyorum, yalnızca bakıyorum. Doğal olarak, bakan zihin yorulur. Yorulduğunda ise, dikkatsiz olur. Dikkatsiz olduğunda, birdenbire dikkatsiz olduğunun farkına varır; bu nedenle, kendini dikkatli olmaya zorlar. Öyle değil mi? Dolayısıyla, dikkatsizlikle dikkat arasında bir çatışma vardır. Ben, bunu yapmayın diyorum, dikkatsiz olduğunuzun farkında olun. Hepsi bu.