Semâvâtta hiçbir deverân ve hareket yoktur ki; böyle intizamıyla Senin mevcûdiyetine işâret ve delâlet etmesin. Ve hiçbir ecrâm-ı semâviye yoktur ki; sükûtuyla gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şehâdeti ve işâreti olmasın.
Demek, zîhayatların en mühim netice-i hilkati ve en büyük gaye-i fıtratı, Zat-ı Kayyum-i Ezeli'nin kendi nazarına kendi acaib-i sanatını ve verdiği rahîmâne hediyelerini ve ihsanlarını arz etmektir.
Tabiat bir sanat-ı İlahiyedir, sâni olmaz, bir kitab-ı Rabbaniyedir, kâtip olmaz; bir nakıştır, nakkaş olamaz, bir defterdir, defterdar olmaz: bir kanundur, kudret olmaz, bir mistardır, mastar olmaz, bir ka bildir, münfail olur, fail olmaz; bir nizamdır, nazım olamaz, bir şeriat-ı fitriyedir, şari olamaz.
Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini "rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne nimetlenmektir" diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler.