Gözlerimizin daha önce hiç olmadığı kadar dışa, başkalarına çevrili olduğu bu sosyal medya çağında giderek kendimizden uzaklaştığımızı hissediyor, bu yüzden de etrafa durmadan kendini bilme, kendini tanıma nasihatleri saçıyoruz.
“Sen seni bil, sen seni”
düsturu, bu kadim prensip bugün belki de daha önce hiç olmadığı kadar dillerde. İyi ki de öyle. Fakat sonuçta insan tek başına değil, başkalarıyla yaşayan, bundan da ötesi, başkalarıyla kendini bulabilen bir varlık. Bu yüzden de, “başkalarını bilme” ile desteklenmeyince “kendini bilme” ülküsü de, özünde faydalı ama öyle pek de etkili olmayan bir ideal olarak havada uçuşup yok oluyor. Başkalarını bilmeyince kendini bilmek de pek bir yere varamıyor. Başkalarını bilmek önce kendimizi bilmekten geçiyor, evet, ama başkalarını bilmeyince kendimizi bilmek de pek mümkün görünmüyor.
Yani günümüzün en popüler telkini “kendini sev”deki sorunun aynısı burada da kendini gösteriyor. Başkalarını sevmeyince ve başkaları tarafından sevilmeyince (başkaları da bizi sevmeyi öğrenemeyince) istediği kadar kendini sevmeye çabalasın insan, taşlar yerine oturmuyor, yüreğinin huzursuzluğu bir türlü dinmiyor.