Anne tarafından sevilme işlemi edilgendir. Sevilmek için yapabileceğim hiçbir şey yoktur, anne sevgisi koşulsuzdur. Elimden gelen tek şey var olmaktır, onun çocuğu olmak. Annemin sevgisi mutluluktur, barıştır, ona sahip olmak için, onu hak etmek için bir uğraş gerekmez. Annenin koşulsuz sevgisinin bir de olumsuz yanı vardır. Bu olumsuzluk onun sadece hak edilmeyi gerektirmemesinde değildir; o aynı zamanda elde edilemez, üretilemez, denetlenemezdir de. Eğer duruyorsa orada, varsa anne sevgisi, bir nimettir o; eğer yitmişse durduğu yerden, yaşamın tüm güzellikleri de yitmiştir onunla, onu yaratmak için hiçbir şey gelmez elden.
Ben sevdiğim insanın bana hizmet etmek için değil, kendi istediğince, dilediği gibi büyüyüp gelişmesini isterim. Eğer bir başkasını seviyorsam, onu benim yararlanacağım bir nesne olarak değil, o olarak alır, ister erkek olsun ister kadın, onunla kendimi bir kılarım. Saygının ancak ben bağımsızlaşmayı başarmışsam, eğer birisini sömürüp hükmüm altına almadan koltuk değneksiz ayakta durabiliyor, yürüyebiliyorsam, işte o zaman gerçekleşeceği açıktır. Saygı ancak özgürlüğün temelleri üzerinde var olabilir. Şu eski Fransız şarkısının dediği gibi; l'amour est l'enfant de la libert, "sevgi özgürlüğün çocuğudur". O, asla zorbalığın çocuğu olamaz.
Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken [aktif] ilgidir. Bu etken ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur. Sevginin bu unsuru Yunus Kitabı'nda çok güzel anlatılmıştır. Tanrı Yunus'a, Ninova'ya gitmesini, orada yaşayanlara eğer günah yolundan dönmezlerse cezalandırılacaklarını söylemesini buyurur. Yunus, Ninova'da yaşayanların tövbekâr olup Tanrı'nın onları bağışlamasından çekindiği için görevini yerine getirmekten kaçar. Adalet ve düzen anlayışı güçlü bir adamdır Yunus. Fakat sevgiden habersizdir. Görevini yapmamak için kaçarken kendini bir balinanın karnında bulur. Burada, sevgisizliğinin ve dayanışma duygusundan yoksunluğunun onu sürüklediği soyutlanma ve hapsolunma durumu simgelenmektedir. Tanrı onu korur ve Yunus Ninova'ya gider. Orada Tanrı'nın dilediği öğütleri verir ama çok korktuğu şey başına gelir. Ninova insanları tövbekär olup yollarını değiştirir ve böylece Tanrı da onları bağışlayarak kentlerini yıkmaktan vazgeçer. Yunus düş kırıklığına uğramış, son derece öfkelenmiştir. O merhamet değil, "adalet" istemektedir. Sonunda, Tanrı'nın onu güneşten korumak için yarattığı bir ağacın gölgesinde dinlenirken Tanrı ağacı kurutuverince Yunus'un canı sıkılır ve kızgın bir şekilde Tanrı'ya serzenişe başlar. Tanrı ona şu cevabı verir: "Bir gecede yetişip bir gecede soluveren, uğruna hiç çaba harcayıp büyütmediğin bir ağaca acıyorsun. Öyleyse ben ne diye, içinde sağ ellerini sol ellerinden ayıramayan on iki bin kişinin ve bir sürü hayvanın yaşadığı o büyük kenti, Ninova'yı bağışlamayayım?" Tanrı'nın Yunus'a verdiği yanıt sembolik anlamıyla anlaşılmaktadır. Tanrı, Yunus'a sevginin özünün, bir şey için harcanan "emek", "bir şeyi büyütmek" olduğunu, sevgiyle emeğin ayrılamayacağını anlatır. Kişi, uğrunda emek harcadığı şeyleri sever ve kişi
"İnsanı insan olarak düşünün ve onun dünya ile ilişkileri de insanca olsun, o zaman sevgiyi sadece sevgiyle, güveni güvenle vs. değiştirebilirsiniz. Eğer sanattan tat almak istiyorsanız, sanatkârca eğitilmiş olmanız gerekir. Eğer başka insanları etkilemek istiyorsanız, onlar üzerinde gerçekten uyarıcı ve geliştirici etki yapan bir kişi olmalısınız, insanlarla ve doğayla olan her ilişkiniz, sizin iradenizin nesnesi olan, gerçek bireysel yaşamınızın en net yansıması olmalıdır. Eğer sevginiz sevgi doğurmuyorsa bu, sevginizin sevgi üretmediği anlamını taşır. Eğer seven kişi olarak yaşamınızı ortaya koyuyor ama sevilen bir kişi olamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür. Şanssızlıktır."