Genellikle materyalist olan ve doğanın incelenmesi fikrinden yola çıkan daha önceki Yunan filozoflarının aksine, Platon bilinçli bir şekilde duyular dünyasına sırtını dönmüştür. Ona göre gerçeğe giden yol deney ve gözlem değil, yalnızca saf tümdengelim ve matematikti. Atina'daki Akademisi'nin girişine şu yazıyı yazdırmıştı: " Geometriden nasibini almamış hiç kimse kapımdan içeri giremez."Platon öğrencilerini, sözgelimi yıldızları oldukları gibi değil, olmaları gerektiği gibi incelemeye teşvik etti. Pisagorcuların izinden giderek, gezegenlerin ebediyen değişmeyen yörüngelerinin onlardaki tanrısal tabiatı gösterdiğini, dairesel hareketlerinin kusursuz bir düzen içinde olmasının da evrenin âhenginin bir ifadesi olduğunu iddia etti. Bu evrenbilim anlayışı, büyük takipçisi Aristoteles'inkiyle birlikte,astronominin gelişimini 2000 yıl boyunca geciktirmişti ve bilimden Pisagor gizemciliğine doğru bir gerilemeyi temsil ediyordu.
Ah, şunun balığını didiklemesine baksanıza! Benim bunalıma girip girmememden ona ne ki? Ruhu yemeğin ötesine yükselemez onun. Bütünüyle maddi bir varlıktan ibaret o.Ah bakın, bizim tatlı dil yine başladı! Salata sevip sevmediğimi soruyor bana. Evet, severim; bundan nasıl bir anlam çıkarmak istiyor ki? İnsanlar için çok önemli olduğunu söylüyor. En güzel kıyafetlerimi giymiş hâlde burada oturup bu şeyin Roman marulundan söz etmesini dinlemek...
Ne kadar yorgun olduğunun daha önce farkına varmamıştı. Uyumlu ve kafa dengi olmayı bırakmak bir keyif,yeni bir oyun,bir tatildi. Başı ağrısa ya da ayak tabanları zonklasa, acıklı acıklı,bebekçe sızlanıyordu. Suskun bir ruh hâli içindeyse konuşmuyordu. Gözlerine yaşlar dolarsa onları salıveriyordu.