Orada çok kötü bir iş çıkarmıştım, kısa saplı orakla ısırganları biçmeye cesaret edememiştim çünkü canımı yakacaklarından korkuyordum. Bunun üzerine babam hiçbir şey söylemeden onları çıplak elleriyle yolmuş,bana da," Ne zaman canını yakacağına ancak sen kendin karar verirsin," demişti.
Bir süre göle bakan pencereden dışarıyı seyrediyor. Onun baktığı tarafa bakıyorum.
" Oraya Kuğu Gölü adını taktım," diyorum.
Şimdi yüzünde duru bir gülümseme beliriyor, gözlerinde ıslak parmaklıklar, sesinde keskin iniş çıkışlar yok.
" Evdeyken de hep Dickens okurdun," diyor,"bunu iyi hatırlıyorum.Öyleyse bana sorarsan onu bir daha oku," diyor, dirseğini masaya dayayıp çenesini avucuna yerleştiriyor ve ezberden okuyor:
" Kendi yaşamöykümün kahramanı ben mi olacağım,yoksa bu yeri başka birisi mi ele geçirecek,bu sayfalarda göreceğiz bunu."
" Ağaçlarımın ne zaman kesileceğine ben karar veririm," dedi babam. Ben karar verenin kim olacağından bahsetmiyordum,ama konuyu kapattım. Benim için bunların hiçbir anlamı yoktu.