Adern

Anadolu Ahmed'ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz. Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i bir kumarda kaybettik!
Reklam
Vesikam varsa sakarinli çayla kuru ekmek yiyebilecektim. Cemal Paşa ve misyon kelimelerini birkaç defa söyledim. Birden gözlerini açtı ve biraz sonra bana zengin donanmış bir tepsi getirdi. Cemal Paşa kahvaltısı! Bize Almanya'da gösterdikleri işte bu idi. Şam'a döndüğümüz vakit birçok yeni şey öğrenmiş, yeni silah tecrübelerinde bulunmuş, Kurupp'un kaynar demir ırmağını ve Kil'deki top istiflerini görmüş, fakat bir şeyi, zafer ümidini son damlasına kadar kaybetmiştim. Batıyorduk...
Filistin bozgunundan sonra, hususi bir trenle İstanbul'a dönerken, ancak o zaman, Cemal Paşa, Anadolu'nun fakir topraklarına bakarak: -Keşke buralarda vazife almış olsaydım, demişti. Fakat 1914'de Cemal Paşa'nın İmparatorluğa imanı kuvvetli idi. Suriye ve Filistin'i Osmanlılaştırabileceğine şüphesi yoktu. Haydarpaşa istasyonunda: -Eğer Mısır'ı almadan dönersem... diye şimdi tekrar etmek istemediğim nutku hatırımdadır.
Rahmetli bu kitabında Allah'tan, Peygamberden, Talat'tan, ve Enver'den bahseder ve partinin yalnız bu iki şahsiyetini putlaştırır. Ona göre Cemal Paşa da fertçi idi. Politika hırslarını zamanın başlıca fikir adamlarından birini bile ne kadar galata düşürdüğünü görüyorsunuz
"Neden ben?" diye sormak, "Neden bir başkası değil?" demenin bir başka şekliydi; bunu yaptığı için kendisinden nefret etti.
Reklam