Didem

Keder ve mutluluğun çarpıcı yakınlığını Tolstoy şöyle örneklendirir: "İnsan güllerle kaplı bir yatakta sırf bir gül yaprağı batıyor diye, kaldırımda yatan çaresiz biri kadar acı çekebilir. Yaralı ve çıplak ayaklarla yürümek zorunda olan bir yoksul, ayağına dar gelen balo ayakkabılarından muzdarip bir zenginle aynı acıyı çekebilir.
Sayfa 234 - Hayykitap·Kitabı okudu
Reklam
Mevlâna hazretleri der ki; "Kötü kişi Allah'a yalvarmasın diye Allah ona dert keder vermez. Unutma, Firavun'un başı bir kez bile ağrımadı" ( Mesnevi, Cilt 3).
Sayfa 230 - Hayykitap·Kitabı okudu
Mevlana Hazretleri'nin bu konudaki önerileri şöyledir: "Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir çatıya bile basamak basamak, merdivenle çıkılır. Tencereyi dahi ocakta yavaş yavaş kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerede pişen yemekten hayır gelmez. Cenâb-ı Allah'ın bu kâinatı bir kerede "ol!" demekle yaratmaya gücü yetmez mi? Neden kâinatın yaratılışı altı evre sürdü? Çocuğun dünyaya gelişi neden dokuz ay sürer? Onu bir anda yaratmaya Allah'ın gücü çatmaz mı? Hakk'ın âdeti yavaş yavaş yaratmaktır" (Mesnevi, Cilt, 6). "Sıradan otlar, bir ayda yetişir. Gül yetiştirmek isteyen bir sene beklemelidir" (Mesnevi, Cilt, 6).
Sayfa 213 - Hayykitap·Kitabı okudu
Hoşumuza giden bir film saatler sürmüş olsa da birkaç dakika gibi gelir. Sevilmediğimizi hissettiğimiz bir ortamda, bir saat kalmak ise seneler gibidir. Zaman izafidir. Mutluluk zamanları uzun sürse de kısaymış gibi algılanır. Buna karşın musibet zamanları kısa bile olsa uzun hissedilir. Musibet içerisinde bir gun bazen yıllar gibi yaşanır. Kur'ân-ı Kerîm, zamanın bu izafi yönüne dikkat çekerek, âhiret hayatından bir sahneyi şöyle anlatır: "(Allah inkarcılara) Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler. Allah, şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keske bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız" (Müminun 112-114). Nimetler akıp giderken, musibetler zamanı alabildiğine yavaşlatır. Zarifoğlu'nun şiirindeki ifadeyle, "Kavuşmalarımız ağır aksak / Ayrılıklarımız koşar adım." Bu gerçek Pablo Neruda'nın satırlarında, "Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun" şeklinde kendini buluyor gibidir. Oğuz Atay'ın şikâyetiyse şudur: "Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu; güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu." Fuzuli'yi bu meseleden ayrı düşürmemeli; "Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir / Mübtelâyı gama sor kim geceler kaç saat. "Yani, en uzun gecenin hangisi olduğunu, takvim yapanlar ne bilsin! Gam müptelası olan söylesin geceler kaç saatmiş?"
Sayfa 212 - Hayykitap·Kitabı okudu
Kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeylerin başına geldiğini düşün, önerisinin sahibi Filozof Seneca der ki; "Bu davayı kaybedersem, sürgüne gönderilmekten ya da hapse atılmaktan daha beter bir şey mi gelecek başıma? Yoksul bir adam olabilirim. Ben de pek çok yoksul insandan biri kabul ederim kendimi, ne olur. Beni sürgüne mi gönderecekler? Ben de gönderildiğim yerde doğduğumuz farz ederim. Beni zincire mi vuracaklar? Ne yapalım yani? Şimdi de zincire vurulmuş gibi yaşamıyor muyum zaten?"
Sayfa 190 - Hayykitap·Kitabı okudu
Reklam