“Aslında, bu kıza sahip olmayı seviyorum. Onun bedenine, onun ruhuna, zihnine, yeteneklerinin tümüne!
O, bunca zaman yaptığım iyiliklerin bir karşılığı, armağanı gibiydi. Tanrı’nın bana ithaf ettiği en nahif şeydi. Ölümün onu benden alacağına katlanamamak, yaşarken tamamına erişememekten daha güçtü. O tam bir trajedi, varlığı melankolinin kendisi…
Üçüncü göz olarak ona bakmayı, dinlemeyi ve sevmeyi seviyorum, sanki erişilemez gibi, hiç varamamışım gibi.. hiç gitmeyecek gibi. O tamamen sonsuz. Şansım olsaydı, zamanı durdurup zamanı ona çevirmek isterdim, böylelikle istediği şöhrete sahip olabilirdi, en iyisi olduğunu bilirdi diğerlerinin zihninde, fakat o yalnızca ruhta.. Derinlerde, kendini neden bu denli sevdiğini sorguluyor.. zamanın onu eskitip eskitemeyeceğini.. hayallerini. Üstelik hayalleri yalnızca kendine, manevi, ruhsal olan. Tıpkı kendisi gibi. Onu tanımanın eşsizliği gibi, maneviyat gibi.”