“Bir insanın kendine en büyük yabancılaşması, bazen kendine duyduğu hayranlıkla başlar…”
Narcissus çok yakışıklı bir gençti.
Herkes ona hayrandı ama o kimseyi sevmezdi.
Bir gün suya eğildi…
Ve ilk kez gerçekten “birine” âşık oldu.
Fakat sevdiği kişi: kendi yansımasıydı.
Saatlerce ona baktı, dokunmaya çalıştı, ama ulaşamadı.
Çünkü insan, yalnızca kendini severse, aslında hiçbir şeye sahip olamazdı.
Ve Narcissus, kendi yansımasının başında yavaşça yok oldu…
Bugün “narsisizm” dediğimiz şeyin hikâyesi de buradan doğdu:
Kendine hayran olmak, bazen kendini kaybetmenin en sessiz yoludur.
Anlam arayışında referans noktanızın farkında olun: Bir olayı yorumlarken kullandığınız kalıplar aslında önceden yazılmış birer "metin"dir. Kendinizi buradan tamamen sıyırıp nesnel bir hakikate varmaya çalışmak bir illüzyondur.
Batılı utanç duygusu, kötülükten kaçınmak için bir içsel baskıdan çok, kamuoyunun kınamasına bağlıdır. Japon ise, utanç duyduğu anda, bu utancın nedeni ortadan kalksa bile, ruhunda bir leke taşımaya devam eder.