Ama hayat böyleydi, illa bir yerde insana hiç istemediği soruları sorduruyordu, daha kötüsü bazen insan kendini iyi hissedeceği cevaplara inanmayı istese de inanamıyor; saf, çıplak, en hakiki gerçeği istiyor ama gerçekle yüzleşmeye de gücü yetmediği için arafta kalıyordu. Arafta olmak korkunçtu.
Yalakalık, dalkavukluk, yıkama yağlama, boş övgü uzmanlık alanlarıydı. Onları yalakalık yaparken seyrettiğimde hayretten bayılacak olurdum, kullandıkları övgü kelimelerden ördükleri zincir dünyanın çevresini üç kere dolaşırdı.
Edebiyatı küçümserler, doğru dürüst kitap okumazlar, sinema için bu kadar koşturmayı gereksiz bulurlardı. Hem kendilerinin de entelektüel olduklarından emindiler hem de entelektüellere ağızlarını doldura doldura entel demekten aldıkları zevk yüzlerinden okunurdu.