Şükrü hep bir his sandım.
İçimin dolduğu, gözlerimin dolduğu, "ne kadar şükretmeliyim" dediğim anlara bağladım.
Şükür Arapça'da "şekera" kökünden geliyor.
Anlamı: görünür kılmak.
Bir nimeti görmek değil; onu dışa çıkarmak, açığa vurmak.
Yani şükür içinde olan bir his değil, dışa doğru akan bir eylem.
Hissetmesen bile yapabilirsin. Çünkü o his, eylemin arkasından geliyor; önünden değil.
Şükrün tam zıddı nedir? Küfür.
Arapçada "kefere", bir şeyin üzerini örtmek, onu gizlemek demektir.
Hatta eski Araplar, tohumu toprağa gömüp üzerini örten çiftçiye de "kâfir" derdi.
Yani kâfir, kelime anlamıyla "yok sayan" değil; var olan gerçeğin üzerini örten kişidir.
İnsan hiçbir şeyi yok edemez, sadece gizleyebilir.
Neyi örter? Allah'ın ona verdiği sağlığı, huzuru, nefesi, aklı ve en önemlisi "kul olduğunu" örter.
Nasıl örter? Egoyla, "ben yaptım" kibriyle, "zaten olması gerekiyordu" sıradanlaştırmasıyla ve şikayet ederek örter.
Beyin şunu yapar: Tekrar eden her şeyi bir süre sonra "normal" sayar.
Sağlıklı bir sabah, sıcak bir yemek, seninle konuşan biri…
Hepsi zamanla arka plana çekilir ve görünmez olur.
Ve sen onları ancak kaybettiğinde ne kadar büyük olduklarını anlarsın.
Şükür bu körlüğü kaldırıp görünmezi tekrar görünür yapar.
Allah şöyle buyuruyor: "Eğer şükrederseniz, elbette artırırım.
" Dikkat edin, "eğer şükrederseniz mutlu olursun" demiyor;
"Eğer şükrederseniz artırırım" diyor.
Şükür bir nevi eldekini görebilme kapasitesi.
Peki beyin bunu nasıl öğreniyor?
Nörobilim şunu söylüyor: Bir şeye dikkatini bilinçli verdiğinde, beyin o şeye dair yeni bağlantılar kuruyor.