Afra İncekara

10/10
·453 syf.··
2017 80. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2017 12:31
Sinan Akyüz'ün kadınların problemlerini dile getiren bir yazar olduğunu duymuştum. Bilhassa bu yüzden kitabını okumak istedim, birde bunalım zamanlarında fikri kitaplardan ziyade böyle romanlar okumak basit oluyor. Roman içinde bir çok bilgi barındırmış. Sağ-sol davalarını, Kenan evrenin askeri darbesini, Saddam Hüseyin'in yaptığı zulümler, Şam da ki yönetim biçimi ve kadınların konumu, 4 evlilik meselesi ve kadınların bu olay karşısında ki içsel halleri... Basit gibi gelebilir saydığım maddeler, lakin bir romanın içinde hem tarih, hem kültür, hem sosyolojik, hem psikolojik şeyler buluyorsak orda kalite var demektir; emek ve bilgi var demektir. Genç kuşaklar roman okumayı sever; dolu olsun, zaman geçirmekle kalmasın, iki bişey de öğreneyim diyorlarsa tavsiye ederim. Çok okunanlar da yer alan dönüşüm ve benzeri türlerden daha iyi.
Edebiyat
PiruzeSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202413,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·204 syf.··
2017 52. kitabı
Adem Güneş’in bu eseri tüm ebeveynlerin karşılaştıkları problemlere ışık tutuyor.Kitabın bölümlerinden altını en çok çizdiğim kısım kreş meselesi oldu. Günümüz yaşam standartlarını göz önüne serdiğimizde bir çok anne çalışıyor, çalışmak zorunda kalabiliyor. Kimininki maddi yetersizlik; kimi psikolojik, ev kadınlığını aşağılık bir mesele gördüğünden ya da para kazanıp daha rahat harcama düşüncesi ile v.b bir çok nedenle sabah erkenden çıkıp gece geç saatlerde eve gelebiliyor. Kitapta bu meseleye şöyle değinilmiş; ‘’Bir yandan "maddî yetersizlikler" bahanesi, bir yandan modern hayatın pembe düşleri, maalesef anneleri çalışma hayatına itmektedir. Hâlbuki bir annenin en mutlu olduğu an, bebeğine annelik yaptığı andır. Hiçbir anne, bebeğini kucağında sallarken aldığı huzuru başka bir yerde bulamaz. Hem anne hem de çocuk açısından bakıldığında (ilk dört yaşta) annenin çocuğunu bırakıp çalışmasını tavsiye etmiyoruz.’’ Ağzı sütten yeni kesilmiş onlarca çocuk sabah uykusu mahmurluğuyla ağlaya sızlaya kreşlere bırakılabiliniyor. Bu arada günümüzde öyle yaygınlaşmış ki kültür diyorlar bunun adına, ihtiyaç diyorlar, çocuğun sosyalliğe- arkadaşlığa ihtiyacı var diyorlar, bu nedenle artık anneler evde dahi olsa küçücük çocukları kreşlere yollayabiliyorlar.Adem bey’in bu konu hakkında ki görüşleri de şu şekilde; ‘’Çocuklar, özellikle ilk dört yaş döneminde, anneye "muhtaç"tır. Bu öylesine bir muhtaçlıktır ki çocuğun her gözünü açtığında annesini görebilmesi, korku ile ürktüğü her an annesinin sesini duyabilmesi ve teselli alabilmesi, acıktığında, susadığında annesini karşısında bulabilmesi hayatî önem taşımaktadır. Çocuk bu "güven" içinde, ve sevgi zenginliği içinde hayata adım atmalıdır.’’ ‘’(...)yapılan araştırmalar gösteriyor ki çocukların ilk dört yılda anneye olan
Eğitim
Çocuk Terbiyesinde Doğru Bilinen YanlışlarAdem Güneş · Nesil Yayınları · 20111,170 okunma
10/10
·136 syf.··
2017 51. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2017 17:41
136 sayfaya sahip incecik olan bu eser %90 nı Müslüman olan, Pakialı Tian’ın çeşitli İslam ülkelerinde yaşayan arkadaşlarına mektuplarından oluşuyor. İronili bir üslupla Müslümanların Kur’an’ı mahcur bırakmalarından, Batı özentilerinden, modernizme, kapitalizme ve daha bir çok İslam dışı ideolojilere doğru gitmelerini anlatıyor. İslam ülkelerinin genelde bulundukları durumları, Müslümanlara yapılan zulümleri dile getiriyor. Pakia’yı, Türkiye’ye uyarladığımızda kitabın bize tam şekil uyduğunu, orda yaşanan sorunların bu ülkede de yaşandığını göreceksiniz. Kitabın bir bölümünde 3 perdeden oluşan bir piyes mevcut, İslam uğruna asılmak için hazırlanan bir gencin yanına imam kelimeyi şehadet telkin etmek için gidiyor, imam ve genç arasında ki konuşmalarda genç; kelimeyi şehadetin ehemmiyetine, gerçek manada ne demek olduğuna; Emri bil maruf’un ölüye telkin değil, dirilere olması gerektiğine; okunan ezanların ne manaya geldiğine; imamların, hocaların yani toplumların önde gelen din adamlarının görevlerini kavrayamamış olmalarına değiniyor. Çok hoşuma gitmiş olması hasebi ile şu kısmı paylaşmak istiyorum, şöyle anlatıyor kelimeyi şehadeti, ‘’Düşündüm, anladım, kalbimle kabul ettim ve dilimle söylüyorum ki: La ilahe illallah! Allah’tan başka kainat nizamını elinde bulunduran bir başkası yani bir ilah yoktur! İçimde putlaştırdığım makam, ideoloji, ilke, parti, hizip, kadın, erkek, evlat, sanatkar, sporcu, kulüp, loca, önder, şef, s.x ilahlarının tamamına ‘’la’’ deyip inkar ederek kalbimi ve düşüncemi, ruhumu ve bedenimi, elimi ve dilimi, ‘’illallah’’deyip Rabbimin emrine veriyorum! O’ndan başkasını güç tanımaya vesile olacak her şeye ‘’la’’ deyip, kenara itiyor, O’nu yani Allah’ı tek ve biricik güç ve hakim tanıyarak, ‘’illallah’’ diyor bağlanıyorum, bağlandığıma dair söz ve
Din
Pakia Mektuplarıİhsan Süreyya Sırma · Beyan Yayınları · 2018275 okunma
10/10
·280 syf.··
2017 47. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2017 17:52
Eseri okurken o kadar duygulandım ve o kadar canım acıdı ki.. Hep derinlerde eksikliğini hissedip ‘’bu değil, farkımız olmalı ama bizim her şeyimiz yediklerimiz, içtiklerimiz, kavramlarımız, izleyip/dinlediklerimiz, giydiklerimiz, sancısını çekip dert bildiklerimiz, peşinden koştuklarımız, gündemimiz; kafir olanla da, imansız olup davası olmayanla da, din düşmanlarıyla da hemen hemen aynı’’ derdim. Gözüm her zaman o farkı aradı, Müslüman ailelere bakıp o doyumu hissetmek ve ‘’işte bu’’ kelimesini kurup boşluksuz tavizsiz bir İslami yaşantıyı hep hissetmek istedim. Bu eser ‘’işte bu’’ diyebileceğim bir teslimiyetin, İslami bir yaşantının nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Herkes bilir domuzun haram olduğunu, zinanın haram olduğunu, vardır ayetlerde hükmü kesindir, yapan direk gözümüzden düşer Müslüman olamaz bu denilir oysa ayetlerde gıybet etmeyin, boş işlerle uğraşmayın, faize bulaşmayın v.b. bir çok emir daha vardır. Eser bütüncül bir imanın olması gerektiğini kılık/kıyafetlerle, aldığımız Müslüman isimlerle, sadece kıldığımız namaz ve oruçlarla vazifelerimizin bitmediğini dile getiriyor. Sadece namaz kılmak, oruç tutmakla olmuyor diyoruz ya, peki bu ibadetlerin asıl gayesi ne Mevdudi diyor ki ‘’Allah’ın bize emrettiği bu ibadetler bizi hayatımız boyunca sürdüreceğimiz daha büyük ibadet’e hazırlar. Onlar hayatlarımızı ibadete çevirmenin araçlarıdır. Namaz size günde beş kere yalnız Allah’ın kulu olduğunuzu ve sadece O’na hizmet etmeniz gerektiğini hatırlatır....’’ İslam’ın kuşatıcılığı şart, çok küçük bir örnek vermek gerekirse misal; markete girdiğimizde ‘’helal mi/değil mi, içinde sağlığa zararlı maddeler var mı, hangi ekonomiye hizmet ediyoruz, nerenin malı’’ bunların hepsine cevap vermemiz gerekiyor. Eylemlerimizin yani tüm davranışlarımızın bir cevabı
Din
Gelin Müslüman OlalımEbu'l A'lâ el-Mevdudi · Pınar Yayınları · 20201,651 okunma
10/10
·148 syf.··
2017 46. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2017 16:09
( Spoiler içerir ! ) Rasim Özdenören’in ilk ve son romanıymış bu eser. Bünyesinde iki hikayeyi birden barındırıyor. Birincisi; kurtuluş savaşından sonra bir çok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak 50 yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikayesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesili; ‘’Sitare, Yavuz, Çarli ...’’ ve diğerlerini. Eser, metropollerde sabahlara kadar sönmeyen ışıklar, bankalar ve otellerin hızla her caddeyi istila etmesinin ardından doğu ve batı arasında sıkışmış adeta prangalanmış olan zihinleri gözler önüne seriyor. Modernitenin kıskacına sıkışmış insanların iç hallerini bize gösteriyor; harcıyorlar, oynuyorlar, geziyorlar fakat doyuma bir türlü ulaşamıyorlar,bir türlü mutmain olamıyorlar. Bu hikaye dede ile torunun arasında ki o derin uçurumu anlatıyor. Psikolojik dürtüleri, sosyal süreçleri göz önüne seriyor. Kitapta yaşlı adamın sorduğu ‘’Sizler nasrani misiniz? Yoksa mecusi misiniz? Hangi millettensiniz?’’ soruları beni dehşete düşürdü. Birde, ‘’Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. ‘’ cümlesi geçiyor , zaten hep böyle olmamış mıydı?! Bu pasaj bana 28 şubatı hatırlattı; o yerlerde sürünen, derslerden kovulup okula alınmayan, bu uğurda mücadele veren ‘’başörtüsü bez parçası değil ayettir’’ sloganı atan ablaları... İsmet özel’in dediği gibi, neyi kaybettiğini hatırla, hatırlayalım..
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma