Pakia Mektupları

7,8/10  (11 Oy) · 
30 okunma  · 
8 beğeni  · 
505 gösterim
Pakia Mektupları, Pakia'lı Tian'ın dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan arkadaşlarına yazdığı mektupları ihtiva etmektedir. Bunlar dikkatlice okunacak olursa, ne Batılılaşabilmiş, ne de Müslüman kalabilmiş fakat folklorik ve geleneksel olarak bile olsa, İslam'dan bazı değerleri muhafaza etmiş, halkının büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülkenin hal-i pür melali ortaya çıkar. Özelde Pakia müslümanları ile, ülkenin sosyal yapısın anlatan mektuplar, genelde tüm halkı müslüman ülkelerin durumuna da ışık tutmaktadır.
  • Baskı Tarihi:
    2009
  • Sayfa Sayısı:
    136
  • ISBN:
    9754730776
  • Yayınevi:
    Beyan Yayınları
  • Kitabın Türü:
Afra 
 07 May 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

136 sayfaya sahip incecik olan bu eser %90 nı Müslüman olan, Pakialı Tian’ın çeşitli İslam ülkelerinde yaşayan arkadaşlarına mektuplarından oluşuyor. İronili bir üslupla Müslümanların Kur’an’ı mahcur bırakmalarından, Batı özentilerinden, modernizme, kapitalizme ve daha bir çok İslam dışı ideolojilere doğru gitmelerini anlatıyor. İslam ülkelerinin genelde bulundukları durumları, Müslümanlara yapılan zulümleri dile getiriyor. Pakia’yı, Türkiye’ye uyarladığımızda kitabın bize tam şekil uyduğunu, orda yaşanan sorunların bu ülkede de yaşandığını göreceksiniz.

Kitabın bir bölümünde 3 perdeden oluşan bir piyes mevcut, İslam uğruna asılmak için hazırlanan bir gencin yanına imam kelimeyi şehadet telkin etmek için gidiyor, imam ve genç arasında ki konuşmalarda genç; kelimeyi şehadetin ehemmiyetine, gerçek manada ne demek olduğuna; Emri bil maruf’un ölüye telkin değil, dirilere olması gerektiğine; okunan ezanların ne manaya geldiğine; imamların, hocaların yani toplumların önde gelen din adamlarının görevlerini kavrayamamış olmalarına değiniyor.

Çok hoşuma gitmiş olması hasebi ile şu kısmı paylaşmak istiyorum, şöyle anlatıyor kelimeyi şehadeti, ‘’Düşündüm, anladım, kalbimle kabul ettim ve dilimle söylüyorum ki: La ilahe illallah! Allah’tan başka kainat nizamını elinde bulunduran bir başkası yani bir ilah yoktur! İçimde putlaştırdığım makam, ideoloji, ilke, parti, hizip, kadın, erkek, evlat, sanatkar, sporcu, kulüp, loca, önder, şef, s.x ilahlarının tamamına ‘’la’’ deyip inkar ederek kalbimi ve düşüncemi, ruhumu ve bedenimi, elimi ve dilimi, ‘’illallah’’deyip Rabbimin emrine veriyorum! O’ndan başkasını güç tanımaya vesile olacak her şeye ‘’la’’ deyip, kenara itiyor, O’nu yani Allah’ı tek ve biricik güç ve hakim tanıyarak, ‘’illallah’’ diyor bağlanıyorum, bağlandığıma dair söz ve biat ediyorum ki, bütün kainat zerrecikleri şahid olsun!...’’ Hangi Müslüman bu şekilde bilinçle İslam’a giriyor ki? Çokları geleneksel İslami yaşantı içerisinde, ne yaptığını bilmeden içselleştirmeden yaşıyor, yaşıyoruz... Bilmiyoruz, çünkü anlatılmıyor. Okullarda, camilerde, sohbet halkalarında bu şekilde anlatılmalı, kelime manası verilip ''bunu diyen cennete girer'' deyip kestirip atmamalı.

Yine Ezan okunurken ne denilmek isteniyor onu anlatan kısımda çok güzel, küçük bir pasaj paylaşmak gerekirse diyor ki; ‘’Haydi secde etmeye. Şeytanın iğvasıyla gurur kaplamış olan beynimizi arındırıp, toprağa alnımızı koyarak secde etmeye!... Asırların cahili kültürleriyle yozlaşmış kafalarımızı secdeye koyarak tüm süperlerden, Batı’lardan, tabu’lardan, makam ve mevkilerden, kölelikten, uşaklıktan; Amerikancılık ve Rusyacılıktan; kapitalizmlerden, komünizmlerden, sosyalizm ve faşizimlerden; ezilmişlikten, hor görülmekten; piramitlere harç, put heykellerine araç olmaktan, bizi dünya için uyandıran çalar saatten, esiri olduğumuz fabrika bacalarından; Batının fuhuş kokan kavramlarından, toplumun kirli havasından... dan... dan bağımsızlaşarak şahsiyetimizi bulalım secdede!... ‘’ Suphanallah, anlatım o kadar güzel ki . Bizlere bu şekilde öğretmiyorlar İslam’ı, o yüzden secdelerimiz boş, kelimeyi tevhidlerimiz vird şeklini almış ama bizi sarıp sarmalamıyor.